- •1) Müslüman olmak.
- •2) Buluğa ermiş olmak.
- •3) Akıllı olmak
- •4) Hür olmak
- •5) Haccın farz olduğunu bilmek.
- •6) Haccın meydana geleceği bir vaktin bulunması.
- •1) Sağlıklı olmak:
- •4) Bulunduğu yer ile Mekke arasında Seferi mesafe olması durumunda kadının yanında eşinin veya mahreminin bulunması.
- •2) Haccın edasına hissi bir engelin bulunmaması
- •3) Yol emniyeti
- •İhrama nasıl girilir?
- •İhram Yasakları
- •İhramlıya Yasak olup Haccı Bozan Şey
- •Vacip Oluşu
- •Vucup Şartları
- •İhsarın Hükmü
- •İhramdan Çıkmanın Caiz olması
- •İhramdan Çıkmanın Hükmü
- •İhramdan Çıkmanın Caiz Oluşu
- •İhsarın Ortadan Kalkmasının Hükmü
- •İfrat haccinin yapilişi
- •İhrama girince şu fiillerden kaçınır.
- •Vekaletin Caiz Olma Şartları
- •Vekil ne ile vekalete muhalefet etmiş olur. Ve muhalefet ettiği zaman hükmü.
Vacip Oluşu
Biz Hanefilere göre Sader tavafı vaciptir. İmam-ı Şafiî (Rahimehullâh) sünnet olduğunu söylemiştir. Şafii (Rahimehullâh)'nin görüşünün vechi farz ile vacip arasını ayırmaması üzerine bina edilmiştir. Sader tavafı icma ile farz değildir. O halde vacip de olmaz. Fakat sünnettir. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bunu devamlı olarak yapmıştır. Bu da sünnet olduğuna delildir. Vacip olmayışının delili hayızlı ve nifaslı kadın üzerine vacip olmayışı üzerine icma etmemizdir. Şayet vacip olsaydı, onlara da vacip olurdu. Tıpkı ziyaret tavafı gibi.
Sader tavafının vacip olmasının delili: Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
مَنْ حَجَّ هَذَا الْبَيْتَ فَلْيَكُنْ آخِرَ عَهْدِهِ بِالْبَيْتِ الطَّوَافُ
"Kim Kâbe'yi hac ederse ona karşı son vazifesi tavaf olsun." (Buhari, Müslim)
Şu kadar var ki, hayızlı kadın bu umumdan şu rivayet delili ile istisna edilmiştir.
اَنَّ النَّبِيَّ ص رَخَّصَ لِلنِّسَاءِ الْحُيَّضِ تَرْكَ طَوَافِ الصَّدَرِ لِعُذْرِ الْحَيْضِ وَلَمْ يَأْمُرْهُنَّ بِاِقَامَةِ شَيْءٍ آخَرَ مَقَامَهُ
"Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) hayızlı kadınlara, hayız özüründen dolayı Sader tavafını terk etmeleri hususunda ruhsat vermiştir. Ve onlara onun yerine başka bir şey koymalarını da emretmemiştir." (Bedayi)
Biz Hanefilere göre bu, özürden dolayı terki caiz olan her vazife hakkında bir kuraldır; özürünün onu terk etmesiyle bir keffaret vacip olmaz.
Sader Tavafının Şartları
a) Vucup (Yükümlülük) Şartları
b) Cevaz Şartları
Vucup Şartları
a) Hacının afaki olması. Mekke ehlinin mikatların dahilinde bulunanlar hac yaptıkları zaman Sader tavafı onlara vacip olmaz. Çünkü bu tavaf Kâbe'ye veda etmek için vacip kılınmış bi tavaftır. Bundan dolayı bu tavafa "Veda Tavafı" da denir. Sader tavafı denilmesi, bu tavafın hacılar vatanlarına dönecekleri zaman yapıldığından dolayıdır. Zira Sader tavafı, dönüş tavafı anlamındadır. Bu Mekke'den dönüş, Kâbe'ye veda Mekke'liler hakkında söz konusu değildir. Çünkü Mekke onların vatanıdır. Mikatların dahilinde (Hil bölgesinde) olanlar Mekke halkı hükmündedirler. Mekke halkına vacip olmadığı gibi onlara da vacip olmaz.
Ebû Yûsuf şöyle demiştir: Mekke'lilerin de Sader tavafı yapmaları bana da hoş gelmektedir. Çünkü Sader tavafı hac fiillerini bitirmek için konmuştur. Bu mana Mekke halkı hakkında da mevcuttur.
Afaki (Mekke ve Mikatların dahilinden yani Hil Bölgesinden olmayıp Mikatların haricinden hac yapmaya gelen) Mekke'de ebedi ikamet etmeye niyet ederse, yani orayı vatan yapar ve bir evde edinirse bu, iki vecihten birinden hali olmaz. Ya Nefr-i Evvel'den önce ikamete niyet etmiştir. Ya da Nefr-i Evvel'den sonra ikamete niyet etmiştir. Eğer Nefr-i Evvel'den önce ikamet niyet etmişse Sader tavafı ondan düşer. Yani icma ile Sader tavafı ona vacip olmaz. Eğer Nefr-i Evvel'den sonra ikamete niyet etmişse Sader tavafı düşmez. Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'ye göre Sader tavafı ona vaciptir. Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)'e göre sader tavafı ondan düşer. Ancak Sader tavafına başlamışsa onu yapar.
Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)'un görüşünün vechi: Afaki ikamete niyet edince, Mekke halkından biri gibi olmuştur. Mekke halkı üzerine Sader tavafı vacip değildir. Ancak tavafa başladığı zaman vacip olur. Çünkü ona başlamakla vacip olmuştur. Onu terk etmsi caiz olmaz. Bilakis ona devam etmesi vaciptir.
Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'nin görüşünün vechi: Birinci Nefir'den sonra, Sader tavafı ona vacip olmuştur. Çünkü vakti girmiştir. Şu kadar var ki, Sader tavafı ziyaret tavafı üzerine düzenlenmiştir. Yani ziyaret tavafınbdan önce olamaz. Yatsı namazı ile beraber vitir namazı gibi. Bundan sonra Mekke'de kalmaya niyet etmek iş görmez. Tıpkı namazın vakti çıktıktan sonra ikamete niyet etmek gibi.
b) Hayız ve nifasdan (lohusalıktan) temiz olmaz.
Hayız ve nifaslı olan kadınlara ziyaret tavafı vacip değildir. Terketmelerinden dolayı da bir "dem" gerekmez. Çünkü şöyle rivayet edilmiştir:
اَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ ص رَخَّصَ لِلْحُيَّضِ تَرْكَ هَذَا الطَّوَافِ لاَ اِلَى بَدَلٍ
"Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) hayızlı kadınlara bir bedele gitmeksizin bu tavafı (Sader tavafını) terketmelerine ruhsat vermiştir." (Bedayi)
Bu hadisi Şerif Sader tavafı'nın hayızlı kadınlara vacip olmadığına delildir. Çünkü vacip olsaydı bedele gitmeksizin terki caiz olmazdı.
Abdestsizlik ve cünüplükten temiz olmak vucup (yükümlülük) şartı değildir. Abdestsiz ve cünüp olanlara da Sader tavafı vaciptir. Çünkü onların abdestsizlik ve cünüplüğü girmeleri mümkündür. O halde bu iki hal özür değildir.
Sader tavafının Cevaz (caiz olma) Şartları
a) Niyet
Sader tavafı için niyet etmek şarttır. Niyeti tayin etmek ise şart değildir. (Yani "niyet ettim Sader tavafı yapmaya" demek şart değildir. "Niyet ettim tavafa" demesi veya kalbinden geçirmesi yeterlidir. )
Öyle ki ziyaret tavafından sonra, bir şey tayin etmeden veya nafile tavafa niyet ederek tavaf yapsa, bu tavaf "Sader tavafı" için olur. Çünkü vakit onun için belirlenmiş bir vakittir. O halde mutlak niyet ona gider. Tıpkı Ramazan orucunda olduğu gibi.
b) Ziyaret tavafından sonra olması. Öyleki Arafat'ttan döndükten sonra hiçbir şeye niyet etmeden veya nafileye niyet ederek yada Sader tavafı'na niyet ederek tavaf yapsa bu, Sader tavafı değil, ziyaret tavafı yerine geçer. Çünkü vakit onun vaktidir. Veda tavafı ise ziyaret tavafı üzerine kurulmuştur.
Sader tavafı'nın hemen peşinden Mekke'den ayrılmak bu tavafın caiz olma şartlarından değildir. Öyle ki Sader tavafı'nı yapsa sonra Mekke'de meşgul olsa, başka bir tavaf yapması caiz olamaz.
SORU: Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmamış mıdır?:
مَنْ حَجَّ هَذَا الْبَيْتَ فَلْيَكُنْ آخِرَ عَهْدِهِ بِهِ الطَّوَافُ
"Kim Kâbe'yi hac ederse ona karşı son vazifesi tavaf olsun."
Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Kâbe'ye karşı yapılacak son vazifenin tavaf olmasını emretmiştir. Tavaftan sonra başka şeylerle meşgul olup Mekke'den ayrılmazsa, Kâbe'ye karşı son fiili tavaf olmaz. O halde bunun caiz olmaması vacip olur. Çünkü emrolunduğu şeyi yerine getirmemiştir.
CEVAP: Bundan kastedilen, hac vazifesi olarak Kâbe'ye karşı yapılcak son vazifedir. İkamet etmek olarak değil. Başka şeylerle meşgul olsada Kâbe'ye karşı yaptığı son vazifesi tavaf olmuştur.
Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Sader tavafı'nı yaptıktan sonra yatsıya kadar Mekke'de ikamet ederse, yeni bir tavaf yapması bana daha hoş gelmektedir. Çünkü böylece tavafıyla Mekke'den ayrılması arasına başka bir şey girmemiş olur.
Abdestsizlik ve cünüplükten temizlikte Sader tavafı'nın caiz olmasının şartı değildir. Sader tavafı'nı abdestsiz veya cünüp olarak yaparsa, caiz olur. Bu tavafa itibar edilir. En faziletli olan temiz olarak tavafı iade etmesidir. İade etmezse caiz olur. Cünüp olarak yapmışsa ceza olarak bir koyun kesmesi gerekir. Çünkü noksanlık çoktur. Koyunla telafi edilir. Tıpkı turların çoğunu terkettiğinde olduğu gibi. Eğer abdestsiz olarak yapmışsa, bu hususta Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'den iki rivayet vardır.
Bir rivayette ona sadaka vermek vaciptir. Sahih olan rivayette budur. Ebû Yûsuf ve İmam-ı Muhammed (Rahimehumellah)'in görüşü de budur. Çünkü noksanlık azdır. Tıpkı bir veya iki turu terketmek gibi. Diğer rivayette koyun kesmesi vacip olur. Çünkü bu vacip bir tavaftır. Ziyaret tavafına benzemiştir.
Sader tavafı esnasında avreti örtmekde caiz olmasının şartı değildir. Öyle ki avreti namaz caiz olmayacak miktar açık olsa Sader tavafı caiz olur.
Necasetten taharet (pislikten temizlik) de Sader tavafının caiz olmasının şartı değildir. Şu kadar var ki bu haldeyken Sader tavafı'nı yapmak mekruhtur. üzerine hiçbir şey gerekmez.
Sader tavafı'nın miktarı ve keyfiyeti sair tavaflar gibidir.
Sader tavafının Vakti
Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'den rivayet edilmiştir ki o, şöyle demiştir: Mekke'den sefere çıkmak isteyen kişinin Sader tavafı'nı yapması layık olandır. Bu müstehab olan vakti beyandır. Asıl vakti beyan değildir. Sader tavafı bayram günlerinde ve bayram günlerinden sonra yapılabilir. Ve eda olur. Kaza değil. Öyleki, şayet Sader tavafı'nı yapsa sonra Mekke'de ikameti uzatsa, Mekke'de ikamete niyet etmese ve Mekke'yi yurt edinmese bir sene ikamet etse bile tavafı caiz olur. Şu kadar varki, en faziletli olan Mekke'den döneceği zaman Sader tavafı'nı yapmasıdır.
Sader tavafı'nı bayram günlerinden sonraya bırakmakla herhangi bir ceza gerekmez.
Sader tavafı'nın yeri
Sader tavafı'nın yeri Kâbe'nin çevresidir. Ancak bu şekilde caiz olur. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur.
مَنْ حَجَّ هَذَا الْبَيْتَ فَلْيَكُنْ آخِرَ عَهْدِهِ بِالْبَيْتِ الطَّوَافُ
"Kim bu Kâbe'yi ziyaret ederse ona karşı son vazifesi tavaf olsun"
Kâbe'yi tavaf, onun çevresinde dönmektir. Sader tavafı'nı yapmadan Mekke'den ayrılırsa, mikatleri geçmediği müddetçe geri döner ve tavaf yapar. Çünkü vacip olan bir tavafı terketmiştir. Ve ihramı yenilemeden onu yerine getirmek bu kişiye mümkün olmuştur. O halde geri dönüp bu tavafı yapması ona vaciptir. Eğer mikatleri geçerse, geri dönmesi vacip olmaz. Çünkü geri dönmesi ancak yeni bir umre ihramıyla mümkün olur. Mikatleri geçtikten sonra yoluna devam etmek isterse yoluna devam eder. Ancak ceza olarak "dem" gerekir. Eğer geri dönmek isterse, umre ihramına girer sonra Mekke'ye gelir. Mekke'ye döndüğü zaman umre tavafı ile başlar. Sonrada Sader tavafı'nı yapar. Tehir etmesinden dolayı ona bir ceza gerekmez.
Evla olan dönmemesi tavaf yerine bir koyun kesmesidir demişlerdir. Çünkü bu fakirler için daha faydalı ve kendisine de kolaylıktır.
Hayızlı bir kadın Mekke'den çıkmadan önce temizlenirse, Sader tavafı yapması gerekir. Eğer Mekke'nin evlerini sefer mesafesi aşarda temiz olursa, geriye dönmesi üzerine vacip olmaz.
Mekke'den hayızlı iken çıkar sonra gusleder sonrada mikatı geçmeden önce Mekke'ye geri dönerse, Sader tavafı yapması vacip olur.
Şeyh İmam-ı Kerhi, Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'den rivayetle şöyle demiştir: Sader tavafı'nı bitirince Makam-ı İbrahim'e gelir, orada iki rekat namaz kılar. Sonra Zemzem'e gelir ve oradan su içer. Zemzeme geldiğinde kıbleye yönelerek su içer. Su içerken defalarca nefeslenir. Her nefeslenmede gözünü kaldırıp Beytullah'a bakar. Bu Zemzem suyundan yüzüne, başına ve bedenine sürer.
Evvela Kâbe'ye gelmesi ve kapısının eşiğini öpmesi ve yalın ayak Kâbe'ye girmesi sonra Mültezem'e gelmesi, (Mültezem, Hacerü'l Esved ile Kâbe kapısı arasında olan yerdir.) göğsünü ve yüzünü Mültezeme dayaması ve sağ elini Kâbe'nin kapısının eşiğine doğru uzatması" Kapında isteyen senin fadlı keremin ve mağfiretini de istiyor ve rahmet etmeni ümit ediyor." demesi müstehaptır.
Eğer Kâbe'ye yakın ise Kâbe'nin örtüsüne tutunur. Mümkünse yanağını Kâbe'nin duvarına bitiştirir. Tekbir ve tehlil getirir. Allâh-u Te'âlâ'ya hamdeder ve Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e salatu selam eder, ihiyaçları için de dua eder. Sonrada malum olduğu üzerine Sader tavafı'nı yapar. Yani Hacerü'l Esved'i istilam ile başlayıp, her dönüşte Hacerü'l Esved'e gelişi ile bir tur yapmış olur. Bu şekilde yedi tur ile tavafı bitirir.
Zemzem suyu içerken dilediği şeye niyet eder. İbni-i Abbas (Radıyallâhu Anh) şöyle derdi:
اَللّٰهُمَّ اِنِّى أَسْأَلُكَ عِلْمًا نَافِعًا وَرِزْقًا وَاسِعًا وَشِفَاءً مِنْ كُلِّ دَاءٍ
"Allâh'ım! Senden; fayda veren ilim, geniş rızık ve her bir hastalıktan şifa istiyorum"
Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
مَاءُ زَمْزَمَ لِمَا شُرِبَ لَهُ
"Zemzem suyu ne için içilirse onun içindir." (Merakı'l Felah)
HACCIN SÜNNETLERİ
1. İhram için gusletmek ve koku sürmek
2. İhram için iki rekat namaz kılmak
3. Kudum tavafı yapmak
Kudum tavafı
Bu tavaf, Arafat'ta vakfeden önce Mekke'ye giren hacılar için sünnettir. Hacının ifrat veya kıran haccı yapması sonucu değiştirmez. Mekke Halkı için kudum tavafı yoktur. Çünkü onlar için Mekke'ye gelmek diye bir şey yoktur. Zaten Mekke'lidirler. Ama Mekke'li olmayanların kudum tavafı yapmaları Buhari ve Müslim'de yer alan hadis-i şerife binaen sünnettir. Ama hac yapan için Arafat'ta vakfeden sonra ve umre yapan için kudum tavafı sünnet değildir. Çünkü onların farz tavaflarının vakti girmiştir.
Buna göre üç kişisden "kudum tavafı" düşer.
a) Mekke'li ve Mekke'li hükmünde olandan (yani mikat sınırları dahilinde olanlar)
b) Afaki de olsa umre ve temettu haccı yapandan
c) Doğrudan Arafat'ta vakfeyi kasdedenler
Tavafın Sünnetleri
1. Necasetten taharet. Bedende ve ihramda namaza engel olacak pislik bulunmaması.
2. Tavafa başlarken Hacerü'l Esved'e veya hizasına Rukn-i Yemani tarafından gelmek
3. Tavafa başlarken ve her şavtın sonunda Hacerü'l Esved'i istilam etmek.
İstilam: Hacerü'l Esved'i selamlamak demektir.
Şayet izdiham yoksa Hacerü'l Esved'e gelir ellerini namaza başlarken kaldırdığı kadar kaldırp "Bismillahi Allâh-u Ekber" diyerek ellerini Hacerü'l Esved'in üzerine koyar ve ellerinin arasından onu öper. Şayet izdiham olursa uzaktan avuçlarını Kâbe'ye çevirerek ellerini kulakları hizasına kaldırır ve "Bismillahi Allâh-u Ekber" denilerek karşıdan işaretle selamlanır ve sağ elin içi öpülür. Hacerü'l Esved uzaktan istilam edildiğinde karşısında durulup beklenmez yürümeye devam edilir. Rukn-i Yemani'yi de her turda iki eli veya sağ eli sürerek istilam edilmesi müstehaptır.
4. Sonrasında sa'y yapılacak olan her tavafın ilk üç turunda erkeklerin "Remel" yapması.
Remel: Tavafta kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümektir. Kadınlar "Remel" yapmazlar. "Remel", sadece sonrasında "sa'y" yapılan tavaflarda yapılır.
5. Remel yapılması gereken tavaflarda erkeklerin "iztıba" yapmaları
İztıba: İhrama girerken giyindiğimiz iki peştemalden, üst peştemalin bir ucunu sağ kolun altından geçirip sol omzun üzerinden atarak sağ kolu ve omzu açık bırakmaktır.
Remel yapılması gereken tavafların bütün turlarında "iztıba" yapılması sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür ve tavaf namazı bu şekilde kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında başka zamanlarda "iztiba" mekruhtur.
6. Tavafın bütün turlarını ara vermeden yapmak.
7. Erkeklerin mümkün olduğu kadar Kâbe'ye yakın tavaf yapmaları. Kadınların ise, erkeklere karışık sıkışmayacak bir uzaklıktan tavaf yapmaları.
Bu sünnetleri özür olmadığı halde terketmek mekruhtur. Terkedilmeleri halinde maddi bir cezaları yoktur.
Haccın ruknu olmayan tavafların turlarında kaç tur yaptığı hususunda şüphe etse, galib-i zannına göre devam eder. Şayet haccın ruknu olan ziyaret tavafının turlarında, kaç tur yaptığı hususunda şüphe edese, bu tavafı iade eder.
Malum olduğu üzere her tavaftan sonra iki rekat namaz kılar. Biz Hanefilere göre bu iki rekat namaz vaciptir. Kudum tavafından sonrada iki rekat namaz kılar. Bu iki rekat namazı kerahatın olmadığı mubah bir vakitte kılar.
Tavafın hemen sonrasında vakit geçirmeden bu namazın kılınması sünnettir. Onu tehir etmek mekruhtur. Ancak mekruh vakitte bu namaz tehir edilir. Bir kimse ikindi namazından sonra tavaf yapsa akşam namazını kılar sonra bu tavafın iki rekat namazını kılar. Sonrada akşam namazının sünnetini kılar.
Şayet tavaf namazını kılarsa kerahatla beraber caiz olur demiştir. Kerahat vaktinde başladığı tavaf namazını kesmek vaciptir. Kesmeyip devam ederse, en güzeli bu namazını mubah vakitte iade etmektir.
Burada kerahat vaktinin mutlak zikredilmesi üzerinde konuşulması gereken bir durumdur. Çünkü namaz vakitleri babında şöyle geçmiştir: Vacip, tavafın iki rekatı ve adak gibi velev başka şeyden dolayı olsun yasaklanan vakitlerden üçünde mün'akid olmaz (yani bu namazlara başlamakla başlanılmaz) Bu üç vakit.
a) Güneşin doğmasından itibaren takriben 40-45 dakika
b) Güneşin istiva hali. Yani öğle namazına takriben 40-45 dakika kala.
c) Güneşin batması hali. Yani akşam namazına 40-45 dakika kala.
Diğer iki kerahat vakti olan, sabah namazının farzını kıldıktan sonra güneşin doğmasına kadar olan zaman ve ikindi namazından sonra bu namazlar kerahatla beraber olur.
Haccın sünnetlerine devam edelim.
4. Arefe gecesi Mina'da gecelemek. Terviye günü, beş vakit namazı (yani öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah) Mina'da eda etmek.
5. Bayram gecesi Mina'da gecelemek
Arefe günü güneş battıktan sonra Arafat'tan Müzdelife'ye intikal edilir. Geceyi burada geçirmek ve sabah namazını kıldıktan sonra ortalık aydınlanınca buradan Mina'ya hareket edilir.
6. Teşrik gecelerinde Mina'da gecelemek.
7. Muhassab denilen yerde bir süre dinlenmek
Mina'dan dönüşte Mekke girişinde cennetu'l mualla civarında "muhassab" denilen vadide bir süre dinlenmek. Biz hanefilere göre sünnet diğer mezheplere göre müstehabtır. Bu yere "Ebtah", "Batha" veya "Hasba" da denilmektedir.
8. Hac hutbeleri
Biz Hanefilere göre haccın üç hutbesi vardır. Birincisi zi'l Hicce'nin yedinci günü Kâbe'nin yanında öğle namazında sonra okunur. Bu bir hutbe olup, ittifakla bu hutbede oturulmaz. Bu hutbede imam insalar hac vazifelerini öğretir. Bu hutbenin birinci hutbe olmasının delili İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhuma) hadisidir. Hadis şudur:
كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ ص اِذَا كَانَ قَبْلَ التَّرْوِيَةِ بِيَوْمٍ خَطَبَ النَّاسَ وَاَخْبَرَهُمْ بِمَنَاسِكِهِمْ
"Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Terviye'den bir önceki gün olduğunda insanlara hutbe verip onlara hac vazifelerini haber verirdi. " (el-fıkhû'l İslami ve edilletuhu)
İkinci hutbe Arefe günü Arafat'ta Nemire mescidinde zevalden sonra (yani öğle namazının vakti gidikten sonra) İttifakla öğle ve ikindi namazlarını cem'i takdimle öğle namazı vaktinde kılmadan önce cuma namazında olduğu gibi iki hutbe arasında oturularak irad edilen hutbedir. Arasında oturduğu bu iki hutbeden birincisinde hac ibadetlerini anlatır. Bunlar, Arafat'ta vakfe yeri, vakfenin vakti, Arafat'tan ayrılma, Müzdelife'de geceleme ve cemre taşlarını toplama gibi hususlardır. Ayrıca vakfe sırasında çokça dua ve zikir yapmaları hususunda onları teşvik eder. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bunları yapmıştır.
Üçüncü hutbe, bayramın ikinci günü öğle namazından önce Mina'da Mescid-i Hayf'da irad edilen hutbedir. Bu hutbe ittifakla tek hutbedir.
İmam hutbede insalara acele etmenin, gecikmenin ve ayrılmanın hükümlerini anlatır. Çünkü Bekr'oğullarından iki adamdan şöyle rivayet edilmiştir.
رَاَيْنَا رَسُولَ اللّٰهِ ص يَخْطُبُ بَيْنَ اَوْسَاطِ اَيَّامِ التَّشْرِيقِ وَنَحْنُ عِنْدَ رَاحِلَتِهِ
"Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'ı gördük, teşrik günlerinin ortalarında hutbe irad ediyordu, bizlerde onun kervanının yanında idik." (Ebu Davud)
Hem insanlar da buna muhtaçtır. Mina günlerinin ilkine aykırı olarak nasıl acele etmeleri gerektiğini, ve ayrılma hususunu bilmeleri gerekir.
İHSAR
İhsar, hac veya umre yapmak için ihrama girdikten sonra herhangi bir sebeple tavaf ve vakfe yapmanın imkanının ortadan kalkması demektir. Bunladan herhangi birini yapma imkanı olursa "ihsar" gerçekleşmez.
Muhsar hac veya umre için ihrama girip, ihramın gereğini yerine getirmekten alıkonan engellenen kişidir. Bu engellenmenin düşma tarafından, hastalık sebebiyle veya hapis sebebiyle olmasının farkı yoktur. Bu biz Hanefilerin görüşüdür. Şafii (Rahimehullâh)'ye göre düşman tarafından engellenme dışında ihsar söz konusu olamaz. Şafii'nin görüşünün vechi: İhsar ayeti ki, O, Allâh-u Te'âlâ'nın şu kavl-i kerimidir:
فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ
"Eğer alıkonursanız (muhsar olursanız) kolayınıza gelen kurbanı gönderin" (Bakara, 196)
Bu ayet-i kerime, Peygamber Efendimiz'in ashabı düşman tarafından alıkonuldukları vakit, onlar hakkında nazil olmuştur. Ayet-i kerimenin sonunda buna delil vardır. Ayetin sonunda "emin olduğunuz zaman" sözü vardır. Emin olmak ise düşmandan olur. Ayrıca İbn-i Abbas ve İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma)'dan şöyle dedikleri rivayet edilmiştir.
لاَ حَصْرَ اِلاَّ مِنْ عَدُوٍّ
"Alıkonma ancak düşman tarafından olur" (Bedayi)
Bizim delilimiz: Yukarıda zikredilen ayet-i kerimenin umumudur. Alıkonmak düşman tarafından olduğu gibi, hastalık ve başka şeyler sebebiyle de olabilir. Sebebin hususi oluşu değil, lafzın umumi oluşu muteberdir. Zira hüküm sebebe göre değil, lafza göre verilir.
Kisai ve Muaz (Radıyallâhu Anh)'a göre hastalık sebebiyle menolunma haline ihsar, düşman sebebiyle menolunma da hasr kelimeleri kullanılır. Buna göre ayet-i kerime hastalık sebebiyle menolunmuş kimseye mahsus olmaktadır. Şafii (Rahimehullâh)'nin delil olarak tutunduğu ayetin sonundaki "Emin olduğunuz zaman" sözüne iki yönden cevap verilir: Birincisi, emin olmak düşmandan olduğu gibi hastalığın ayrılmasından da olur. Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
اَلزُّكَامُ اَمَانٌ مِنَ الْجُذَّامِ
"Nezle, cüzzam hastalığından emin kılandır." (Bedayi)
İkincisi, bu söz delalet ediyor ki, ayetteki muhsar'dan kasdedilen düşman tarafından "Muhsar" olandır, engellenendir. Bu, hastalık sebebiyle "Muhsar" olanın da kasdedilen olmasına mani değildir.
Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
مَنْ كُسِرَ اَوْ عَرَجَ فَقَدْ حَلَّ وَعَلَيْهِ الْحَجُّ مِنْ قَابِلٍ
"Kim bir uzvu kırılır veya topal olursa, ihramdan çıkmıştır. Gelecek sene hac yapması üzerine vaciptir." (Bedayi)
Muhsar, düşmandan, onun engellenmesinden dolayı muhsar olmuştur, onun hasletlerinden biri bir illetten dolayı ihramdan çıkmaktadır. Bu illet hasta ve garında da mevcuttur. Bu illet muhsarın rahatlatılıp huzura kavuşturulmasıdır. Çünkü uzun bir süre ihramda kalmakta zorluk ve zarar vardır. Muhsar olan hasta da aynı şekilde rahatlatılıp huzura kavuşturulmaya muhtaçtır. Hatta evleviyyetle muhtaçtır. Çünkü düşman tarafından engellenenin, düşmanla çatışarak bunu savmaya ve ihsarı ortadan kaldırmaya maliktir. Ancak hastayı savmaya malik değildir.
Düşmanın veya engelleyenin kafir veya müslüman olması durumu değiştirmez. Çünkü her ikisinden de ihsar; ihramın gereğini yerine getirmeye devam etmekten menetmek tahakkuk eder. O halde ayetin umumunun altına girerler.
Şayet nafakası çalınsa veya bineği helak olsa bakılır, eğer yürümeye kadir olmazsa o, "muhsar" dır. Çünkü ihramın gereğini yerine getirmeye devamdan menedilmiştir. Tıpkı hastalığın menetmesi durumunda olduğu gibi, bu kişi de "muhsar" olur. Eğer yürümeye gücü yeterse, muhsar olmaz. Çünkü ihramın gereğini yerine getirmeye devama gücü yetmektedir. O halde bu kişinin ihramdan çıkması caiz olmaz. Eğer hac ihramına girmişse, hacca yürümek ona vacip olur. Başlangıçta insanın yürüyerek hacca gitmesinin vacip olmaması caizdir. Hac yoluna girdikten sonra ona vacip olur. Tıpkı azık ve bineği olmayanın hacca başlaması gibi, başlamasıyla haccı yapması ona vacip olur. Her ne kadar hacca başlamadan önce hac ona vacip olmasa da. Bu da öyledir.
Ebû Yûsuf (Rahimehullâh) şöyle demiştir: O anda yürümeye kadir olsa da, aciz olmaktan korkuyorsa, ihramdan çıkması caiz olur. Çünkü hac vazifelerini yapmaya onu ulaştırmayacak olan bir yürüyüşün olmasıyla olmaması birdir. Bu kişi muhsar sayılır ve ihramdan çıkması caiz olur.
Kocası olmayan bir kadın, beraberinde mahremi varken ihrama girse, sonra mahremi ölse veya mahremi olmayan bir kadın, beraberinde kocası varken ihrama girse ve kocası ölse, bu kadın "muhsara" olur. Çünkü bu kadın kocası veya mahremi olmaksızın şer'an ihramın gereğini yerine getirmeye devam etmekten engellenmiştir.
Bir kadın nafile hac ihramına girse, mahremi de kocası da bulunsa, fakat kocası onu hac yapmaktan menetse, bu kadın da "muhsara" dır. Çünkü kocanın onu nafile hac yapmaktan menetme hakkı vardır. Tıpkı nafile oruçtan menetme hakkı olduğu gibi. O halde bu kadın kocasının menetmesi sebebiyle şer'an menedilmiş "muhsara" olmuş bir kadındır. Tıpkı düşman ve başkası sebebiyle menedilip "muhsar" olan gibi.
Kocası bulunmayan bir kadın, beraberinde mahremi olduğu halde ihrama girerse, "muhsara" olmaz. Çünkü ne şer'an ne de hakikaten ihramın gereğini yerine getirmeye devam etmesini engelleyen bir şey yoktur. Aynı şekilde, kadının mahremi ve kocası bulunsa ve kadın kocasının izniyle ihrama girse, "muhsara" olmaz. İhramına devam eder. Çünkü, izin vermekle koca kendine ait olan hakkı düşürmüştür.
Mahremi olmayan bir kadın ihrama girse bakılır; eğer bu kadının kocası da yoksa, o, "muhsara" dır. Çünkü kocası ve mahremi olmaksızın ihramın gereğini yerine getirmeye devam etmekten menedilmiştir.
Eğer kocası varsa ve kadın onun izni olmaksızın ihrama girmişse durum aynıdır. Yani "muhsara" dır. Çünkü kocanın izni olmadan ihramın gereğini yerine getirmekten menedilmiştir. Eğer kocasının izniyle ihrama girmişse "muhsara" olmaz. Çünkü menedilmemiştir.
Kocası ve mahremi bulunmayan bir kadın farz hac ihramına girerse, "muhsara" dır. Çünkü Allâh (Celle Celâluhû) hakkı için ihramın gereğini yerine getirmeye devamdan menedilmiştir. Bu menetme, kulların menetmesinden daha kuvvetlidir. Eğer bu, farz haccın ihramına giren kadının mahremi ve kocası bulunursa ve şehir halkı hac yolculuğuna çıkarken onun da yolculuğa çıkma gücü varsa, "muhsara" olmaz. Çünkü kocasının onu farz ibadetlerden menetme hakkı yoktur. Tıpkı farz namazlar ve Ramazan orucu gibi. Eğer bu kadının kocası olur, beraberinde mahremi olmazsa ve kocası onu menederse, "zahirurrivaye"de bu kadın "muhsara" dır. Çünkü koca hanımıyla hac yolculuğuna çıkmaya zorlanamaz. Kadının da kendi başına hac yolculuğuna çıkması caiz değildir. Mahremi beraberinde olmayan kadına hac yolculuğu için kocası izin vermez. Verse de izni geçerli olmaz. Bu kadın "muhsara" olur.
Arafat'ta Vakfe yaptıktan sonra hacı muhsar olmaz. Çünkü Allâh-u Te'âlâ şöyle buyuruyor:
فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ
"Eğer alıkonursanız, kolayınıza gelen kurbanı gönderin" (Bakara, 196)
Yani, hac veya umreyi tamamlamaktan alıkonursanız anlamındadır. Çünkü bu ayet,
وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِ
"Allâh (Celle Celâluhû) için hac ve umreyi tamamlayınız" ayeti üzerine bina edilmiştir. Arafat'ta vakfe ile haccı tamamlanmıştır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) mealen: "Hac Arafat'tır. Kim Arafat'ta vakfe yaparsa haccı tamam olmuştur" buyurmuştur. Hac tamam olduktan sonra ihsar tahakkuk etmez. Çünkü "Muhsar" haccı kaçıranın ismidir. Asli rukun olan Arafat'ta vakfe yapıldıktan sonra, haccın kaçması tasavvur edilemez. O halde muhsar olmaz. Fakat kadınlardan yasaklı olarak kalır. Çünkü kadınlardan yasaklılığın kalkması ziyaret tavafını yapıncaya kadar devam eder.
Bayram ve teşrik günleri geçinceye kadar ziyaret tavafını yapmaktan engellenirse sonra serbest bırakılırsa, Müzdelife'de vakfe ve şeytan taşlama ondan düşer.
Bu iki vazifeden her biri vacip olduğu için, her birine bir "dem" (bir koyun kesmek) gerekir. Ziyaret tavafı ve Sader tavafı'nı yapması gereklidir. Ayrıca İmam-ı Azam (Rahimehullâh)'a göre ziyaret tavafını bayram günlerinden sonraya bıraktığı için "dem" gerekir. Aynı şekilde tıraş olmayı da bayram günlerinden sonraya bıraktığı için "dem" gerekir. Diğer iki imamımıza göre hiç bir ceza gerekmez.
Mekke'ye veya Harem'e geldikten sonra eğer tavaftan menedilmezse "muhsar" olmaz. "Asl" isimli eserde, tavaftan menedilirse hükmünün ne olduğu zikredilmemiştir. "Cessas" şöyle zikretmiştir: Eğer vakfe ve tavafın her ikisine veya bu ikisinden birine kadir olursa, "muhsar" olmaz. Eğer bu ikisinden birini yapmaya kadir olamazsa, "muhsar" olur.
Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)'dan şöyle rivayet edilmiştir: Hacı adayı Harem'e girdiği zaman "muhsar" olmaz. Ancak Mekke'de galip bir düşman olup, onunla Kâbe arasında engel teşkil ederse "muhsar" olur. Tıpkı Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ile Mekke'ye girme arasında engel teşkil eden müşrikler gibi. Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)'dan şöyle rivayet edilmiştir:
Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'ye Mekke'liler için ihsar var mıdır diye sordum? Hayır dedi. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Hudeybiye'de "muhsar" olmuştu dedim. O zaman Mekke harp diyarıydı. Bugün ise İslam diyarıdır, orada ihsar olmaz dedi.
Sahih olan "cessas"in zikrettiği tafsildir. Yani, eğer Arafat'ta vakfe veya ziyaret tavafına kadir olursa "muhsar" olmaz. Eğer bu ikisinden birine kadir olamazsa "muhsar" olur. Alimlerin geneline göre ihsar, hactan dolayı olduğu gibi umreden dolayı da olur. Bazıları umre'den dolayı ihsar olmaz demişlerdir.
Bazıların görüşünün vechi: İhsar, başladığı ibadeti kaçırmaktan korktuğu içindir. Umrenin ise kaçmaya ihtimali yoktur. Çünkü sair vakitler, umre için vakittir. O halde umrenin kaçmasından korkulmaz. Hac böyle değildir. Çünkü onun kaçmaya ihtimali vardır. O halde hac'dan ihsar tahakkuk eder.
Bizim delilimiz: Allah-u Teâlâ'nın şu kavl-i kerimidir.
فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ
"Eğer alıkonursanız, kolayınıza gelen kurbanı gönderin." (Bakara, 196)
Bu ayet-i kerime وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِ "Allâh (Celle Celâluhû) için umre ve haccı tamamlayınız" ayet-i kerimesinin akabinde zikredilmiştir. O halde bu ayetten kasdedilen (Allâh daha iyi bilir) "Eğer hac ve umre'yi tamamlamaktan alıkonursanız, kolayınıza gelen kurbanı gönderin."
Şöyle rivayet edilmiştir: Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı (Radıyallâhu anhum) Hudeybiye'de mahsur kaldılar. Kureyş kafirleri onlara Kâbe arasında engel teşkil etti. Onlar umre yapıyorlardı. Hedy'lerine (Harem'i keşifte kesilmek üzere sevkedilen kurbanlıklarını) kestiler, başlarını tıraş ettiler ve ihramdan çıktılar. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve eshabı (Radıyallâhu anhum) gelen sene umrelerini kaza ettiler. Hatta bu umre "Kaza umresi" diye adlandırıldı. Ayrıca hac da "muhsar" olanın hedy ile ihramdan çıkması hangi mana sebebiyle oluyorsa, bu mana umrede de vardır. Bu mana (illet) da, ihramın uzamasıyla zarar görmesidir.
