Добавил:
Upload Опубликованный материал нарушает ваши авторские права? Сообщите нам.
Вуз: Предмет: Файл:
Cubbeli_HAC UMRE.docx
Скачиваний:
0
Добавлен:
01.05.2025
Размер:
363 Кб
Скачать

Vekil ne ile vekalete muhalefet etmiş olur. Ve muhalefet ettiği zaman hükmü.

Bir kimse birine adına sadece hac yapmasını veya sadece umre yapmasını emretse, vekil kıran haccı yapsa (yani umre ile haccı cem etse) Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'nin görüşüne göre vekil muhalefet etmiştir. Aldığı parayı öder. Ebû Yûsuf ve İmam-ı Muhammed (Rahimehumellah)'e göre emredene bu, kifayet eder. Biz istihsan yaptık, kıyası terkettik demişlerdir. Amir (adına hac veya umre yapılan) kıran haccında kesilmesi vacip olan kurbanı, adına hac yapan velike (memura) ödemez. Ebû Yûsuf ve Muhammed (Rahimehumellâh)'in görüşünün vechi: Sadece hac veya sadece umre yapmakla emrolunun vekil emrolunduğu şeyi yerine getirmiş ve hayır ziyade etmiştir. O halde ziyade hususunda da kendisine izin verilmiştir. Bu sebeple muhalif olmamıştır. Tıpkı bi adama, bana şu köleyi bin dirheme al diyene, bu adamın köleyi beşyüz dirheme alması gibi veya bu köleyi beşyüz dirheme sat diyenin kölesini bin dirheme satmak gibi. Bunlar amir adına geçerli olur. Bu da öyledir.

Kıran kurbanı hac yapan vekilin üzerine vaciptir. Çünkü vekil, adına hac yaptığı kişinin izniyle kıran haccı yapsa, kıran haccının kurbanı vekile (haccı yapana) vaciptir. Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'nin delili: Vekil emrolunduğu şeyi yerine getirmemiştir. Çünkü vekil sadece hacca veya sadece umreye sarfedeceği bir seferle emrolunmuştur. Başka bir şeyle değil. Onuda yerine getirmemiş ve amirin emrine muhalefet etmiştir.

Şayet vekile adına hac yapmasını emretse evkil umre yapsa aldığı parayı öder. Çünkü muhalefet etmiştir. Şayet umre yapsa sonrada Mekke'den hac yapsa, hepsinin görüşüne göre aldığı parayı öder. Çünkü amir (adına hac yapılacak olan) ona, bir seferle hac yapmasını emretmiştir. Halbuki o sefer yapmadan haccı yerine getirmiştir. Çünkü birinci seferini umreye sarfetmiştir. Bu sebeple muhalif olmuştur.

Şayet vekile adına hac yapasmını emretse, vekil hac ihramıyla umre ihramını cem etse, şöyleki; adına hac yapılacak olan adına hac ihhamına, kendi adına da umre ihramına girse ve onun adına hac kendi adınada umre yapsa, Ebu Hanife (Rahimehullâh)'den zahir olan rivayet vekil muhalefet etmiş olur. Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)'dan şöyle rivayet edilmiştir: Nafaka hac ve umreye bölünür hacdan umreye isabet eden atılır, hacca isabet eden caiz olur.

Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)'un rivayetinin vechi: Vekil emrolunduğu şeyi (yani amir adına hac yapmayı) yapmış ve bir iyilik ziyade etmiştir. Çünkü amirden nafakanın bir kısmını düşürmüştür.

Zahirurrivaye'nin vechi: Amir (adına hac yapılacak olan) vekile seferin tamamını hacca sarfetmesini emretmiştir. Vekil ise bunu yerine getirmemiştir. Çünkü vekil seferle amir adına hac, kendi adınada umre yapmıştır. Bu yüzden muhalif olmuştur.

Nafakanın bir kısmını amirden düşürerek ona iyilik yapmıştır. Sözü doğru değildir. Çünkü başkası adına hac'da amirin maksadı sadece nafaka sevabıdır. Nafaka sevabını düşürmek iyilik yapmak değildir. Bilakis kötülük yapmaktır.

Şayet birinie umre yapmasını emretse, vekil de umre ihramına girip umre yapsa, bundan sonra hac ihramına girip kendi adına hac yapsa, muhalefet etmiş olmaz. Çünkü emrolduğu şeyi, “yani seferle umre yapmayı” yapmıştır. Bundan sonra da kendi adına hac yapmıştır. Bu hac ile meşgul olması, ticaret ve benzeri başka bir fiille meşgul olması gibidir. Şu kadar var ki, hac için ikamet ettiği sure içindeki nafakası kendisine aittir. Çünkü kendisi için amel etmektedir.

İbn-i Sema, İmam-ı Muhammed (Rahimehullâh)'den şöyle rivayet etmiştir: Bir kimse ölen adına yaptığı haccın tavafını ve Safa ile Merve arasında sa'yini yapsa, sonar bu hacca kendi adına umrenin ihramını izafe etse, muhalefet etmiş olmaz. Çünkü bu umre sünnete muhalefet üzere yapılan bir umre olduğu için terkedilmesi vaciptir. Nitekim bunu haccı kıranda zikretmiştik. O halde bu umrenin varlığı ve yokluğu müsavidir.

Bir kimseye bir adam adına hac yapmasını emretse, başka bir adam da aynı şekilde adına hac yapılmasını bu kimseye emretse, o da bir hac ihramına girse, bu durum iki vecihten hali değildir. Ya her ikisi adına hac ihramına girmiştir, ya da biri adına hac ihramına girmiştir. Eğer her ikisi adına ihrama girmişse, muhalefet etmiştir. Yaptığı hac kendi adına vaki olur. Nafakayı geri öder. Çünkü her biri ona kendi adlarına tam bir hac yapmasını emretmişti. O ise bunu yapmayıp emirlerine muhalefet etmiştir. Bu yüzden yaptığı hac onlar adına vaki olmamıştır.

Bu hac emredenlerin değilde sadece haccı yapanın adına vaki olmuştur. Çünkü aslolan her fiilin faili adıvaki olmasıdır. Bu hac başkası adına ancak onun için yapmasıyla olur. Muhalefet etmesiyle başkası için olmamış, kendisi için kalmıştır. Bu haccı ikisinden biri adına saymaya da malik değildir.

Eğer belirlediği biri için ihrama girerse, hac belirlediği bu kişi için olur, diğerine nafakayı öder. Bu zahirdir. Eğer belirlemeden biri için ihrama girerse, bu hac eda bitişmedikçe, onu bu iki kişiden herhangi biri için sayması caizdir. Bu Ebû Hanîfe ve İmam-ı Muhammed (Rahimehumellah)'in görüşü olup istihsandır. Kıyasa gore bu haccın emreden iki kişiden biri için değil, kendisi için vaki olması ve nafakayı onlara ödemesidir.

Kıyasın vechi: Bu adam emre muhalefet etmiştir. Çünkü O, muayyen biri için haccetmekle emrolmuştu. Halbuki belirsiz biri için haccetmiştir. Belirsiz olan, belirli olandan başka bir şeydir. O halde, muhalefet etmiştir. Nafakayı öder. Hac'da yapan adına vaki olur.

İstihsanın vechi: Ashabımızından sahihtir ki, ihram edadan değildir, bilakis haccın fiillerini edanın cevazının şartıdır. Bu da edayı tasavvur etmeyi gerektirir. Eda ise tayin vasıtasıyla tasavvur edilir. Bu haccı, hac fiillerinden herhangi bir şey bitişmeden önce iki amirden biri için sayınca hac onun için taayyün eder ve onun adına yapılmış olur. Haccı iki amirden biri için kılmayıp tavaftan bir tur yaparsa, sonra onu iki amirden biri için kılmak isterse, bu hac ikisinden biri adına caiz olmaz. Çünkü hacca eda bitiştiği zaman eda edilen bu miktarı tayin etmek imkansız olur. Çünkü eda edilen geçip gitmiştir, onu tayin etmek tasavvur edilmez. Hac kendi adına vaki olur.

Bir kimseyi iki kişiden biri hac yapmasını, diğeri umre yapmasını emretse, ve bu ikisini cemetmesi hususunda ona izin verseler ki bu kıran haccıdır. Vekil de bunları cemetse caizdir. Çünkü bu vekil, bir kısmı hacca, bir kısmı umreye sarfedilecek bir sefer ile emrolunmuştu. Bunu da yerine getirmiştir. Bu iki amir cemetme hususunda ona izin vermeseler, fakat o cemetse, “Kerhi” caiz olduğunu zikretmiştir. “Kuduri” ise Ebû Hanîfe (Rahımehullâh)'ye gore caiz olmadığını zikretmiştir. Çünkü muhalefet etmiştir.

UMRE

Şeriatta umre, ihramlı olarak Kâbe'yi ziyaret (tavaf) ve Safa ile Merve arasında sa'y dir.

Biz Hanifelere göre umre sünnettir. Vacip değildir. Bir sene içerisinde tekrarı caizdir.

UMRENİN VAKTİ

Senenin tamamı umre için vakittir. Ancak beş gün (Arefe, bayram günü ve üç teşrik günleri) içerisinde umre yapmak mekruhtur. Fakat bununla beraber umreyi bu günlerde yapacak olursa, umre sahih olur.

Bir kimse teşrik günlerinde umre ihramına girse, umreyi terketmekle emrolunur. Eğer umreyi terketmez ve teşrik günleri geçinceye kadar tavaf da etmezse, sonra bu umra için tavaf ederse, ona yeterli olur. Ceza kurbanı da gerekmez.

UMRENİN RUKNU

Umrenin ruknü (olmazsa olmazı) tavaftır.

UMRENİN VACİPLERİ

Umrenin vacipleri ikidir.

1) Safa ile Merve arasında say (koşmak)

2) İhramdan çıkmak için tıraş olmak veya saçları kısaltmak.

UMRENİN ŞARTLARI

Umrenin şartları vakit dışında haccın şartlarının aynısıdır. Haccın şartları ne ise, umrenin şartları da onlardır.

Umrenin Sünnetleri

Safa ile Merve arasında sa'yi bitirinceye kadar haccın sünnetleri ne ise, umrenin sünnetleri de onlardır. Bu sünnetleri hac bahsinde zikretmiştik.

Umreyi Bozan Şey

Umre için ihrama girdikten sonra, tavafın tamamını veya yedi turun çoğunluğunu teşkil eden dört turunu tamamlamadan once cinsi ilişkide bulunmak umreyi bozar. Tıpkı hac'da Arafat'ta Vakfe'den önce cinsi ilişki de bulunmak gibi. Umre bozulunca ona devam edip bitirir sonra da bu umreyi kaza eder. Bize göre umreyi bozduğundan dolayı bir ceza kurbanı keser.

Umrenin tavafının dört turunu yaptıktan sonra veya umre tavafını bitirip Safa ile Merve arasında koşmadan once yahut tavaf ve Safa ile Merve arasında koşduktan sonra fakat tıraştan önce cinsi bulunursa, umresi fasit olmaz (bozulmaz). Çünkü cinsi ilişki umrenin ruknundan sonra vaki olmuştur. Bu cinsi ilişki ihramda meydana geldiği için bir kurban kesmesi vaciptir. Eğer tıraş ta olduktan sonra ilişkide bulunursa, hiç bir şey gerekmez.

Umrenin Yapılışı

Umre yapmak isteyen bizler gibi afaki ise mikattan, Mekke'liyse Harem'in dışından ihrama girer. İhrama girmeden önce hac ihramına girerken yaptığı şeyleri aynen yapar. Yani ihrama girmeden önce abdest alır veya gusleder. Gusletmesi daha fazilettir. Bu gusülden maksat sadece temizlik olduğu için umre yapmak isteyen ve nifaslı kadınlar da ihrama girmeden önce guslederler. Tırnaklarını keserler, bıyıklarını kısaltırlar, koltuk altı tüylerini yolarlar, kasık tıraşı yaparlar, koku sürünürler, yeni veya yıkanmış beyaz renkte alt üst peştamal giyerler.

Sonra eğer kerahat vakti değilse iki rekat ihram namazı kılarlar. Bu namazın birinci rekatında “Fatiha”dan sonra قُلْ يَا اَيُّهَا الْكَافِرُونَ okurlar. İkinci rekatta “Fatiha”dan sonra “ihlas suresini” okurlar. Eğer kerahat vaktiyse bu namazı kılmazlar. Vaktin farzı yeterli olur.

Sonra,

اَللّٰهُمَّ اِنِّى اُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِى وَتَقَبَّلْهَا مِنِّى

Allâhım! Umre yapmak istiyorum, Onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur” der. Sadece umreye niyet eder ve telbiye getirir.

Telbiye:

لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ اِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ

Hac bahsinde de ifade ettiğimiz gibi bu lafızlardan hiç bir şeyi eksik etmez. Hatta şunu eklemesi sünnettir.

لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ كُلُّهُ بَيْنَ يَدَيْكَ لَبَّيْكَ وَرَغْبِى اِلَيْكَ

Umreyi niyet edip telbiye getirince ihrama girmiş olur. İhrama girince ifrat haccı'nın yapılışına ifade ettiğimiz fiillerden kaçınır. Yolculuğu esnasında telbiye getirmeye devam eder.

Mekke-i Mükerreme'ye girince, eşyalarını emniyete aldıktan sonra doğruca Mescid-i Haram'a yönelir. Selam kapısından Mescid-i Haram'a girer, umre tavafını yapmak için Hacerü'l Esved'e yönelir. Haceru'l Esved'i istilam ve telbiyeyi keser ve Kâbe'yi soluna alarak tavafa başlar. Hac bahsinde anlattığımız gibi tavafı yapar. Yani her tur'da Hacerü'l Esved'i ve Rukn-i yemani'yi istilam eder. Tavafın ilk üç turunda remel, bütün turlarında ıztıba yapar. Tavafı bitirince, kerahat vakti değil ise vacip olan iki rekat tavaf namazı kılar. Kerahat vakti ise, bu namazı mubah vakte bırakır.

Sonra Safa ile Merve arasında geride anlattığımız şekilde sa'y yapar.

Sonra saçlarını tıraş edip veya parmak ucu kısaltıp ihramından çıkar. Böylece umresini tamamlamış olur. Sonra ihramsız olarak Mekke-i Mükerreme'de kaldıkça nafile olarak dilediği, gücünün yettiği kadar nafile olarak tavaf yapar. Mescid-i Haram'da nafile tavaf yapmak daha faziletlidir. Hatta umreyi tamamladıktan sonra yeni bir umre yapmak yerine o umrenin yapılacağı sure içersinde nafile tavaf yapmak daha faziletlidir. Şayet Mekke'de bulunduğu sure içerisinde umre yapmak isterse, Mekke'li sayıldığı için Ten'im'e yani Harem bölgesinin dışına çıkar, umre için ihrama girer ve yukarıda anlattığımız gibi umre yapar.

MEKKE VE MEDİNE HAREMLERİ VE ÖZELLİKLERİ

  1. Mekke Hareminin sınırı

  2. Kâbe'nin yapılışı

  3. Mescid-i Haram'ın fazilet

  4. Mekke'de oturmak

  5. Mekke mi, yoksa Medine, mi, daha üstündür?

  6. Mekke'ye girmenin adabı

  7. Mekke'nin Harem'inin yasakları ve özellikleri

  1. Mekke'de bulunan tarihi yerleri ziyaret.

Mekke Hareminin sınırı

Medine yolu tarafından Nafir oğullarının evleri yakınında şu anda (Radıyallahu anha) mescidi olarak bilinen ve Mekke'ye üç mil mesafede bulunan yerdir. Yemen yolu tarafından Mekke'ye yedi mil uzaklıktaki Lebin dağı yakınında bulunan Edaatü Lebin denilen yerdir. Irak yolu tarafından yine Mekke'ye yedi mil mesafede Makta bölgesindeki dağ yolu. Taif ve Arafat yolu üzerindeki Batn-ı Nemira tarafından Mekke'ye yedi mil uzaklıktaki Arafat yanında kalan yer. Cir'ane yolu tarafından Al-i Abdullah b. Halid geçidinde Mekke'ye dokuz mil uzaklıktaki yer. Cidde tarafından Mekke'ye on millik mesafede otların sona erdiği kısım. Urane vadisi tarafından ise, Mekke'ye on bir millik uzaklıkta kalan yer. Taif arasındaki Vece Vadisi ise hill sınırları içinde kalır.

Günümüzde Harem'in her yanından sınırlarını gösteren tabelalar ve taşlar vardır. “Ezraki” ve diğer tarihcilerin zikrettiğine göre, bunların yerlerini Cebrail (Aleyhisselam) Hz. İbrahim (Aleyhisselam)'e göstermiş, o da aralara işaretler koymuştur. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) de bu işaretlerin yenilenmesini emretmiştir. Sonra da Hz. Ömer, Osman, Muaviye zamanında gözden geçirilmiştir. Günümüzde mevcut yönetim tarafından tabela ve levhalarla bu bölge işaretlenmiş bulunmaktadır.

Medine-i münevvere helal idi, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in haram kılmasıyla, buranında Harem'i olmuştur. Fakat Mekke'nin “Harem'inin geçmişi çok eskilere dayanır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Mekke'yi fethettiğinde şöyle buyurmuştur:”

فَاِنَّ هَذَا بَلَدٌ حَرَّمَهُ اللّٰهُ تَعَالَى يَوْمَ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَهُوَ حَرَامٌ بِحُرْمَةِ اللّٰهِ تَعَالَى اِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

Bu belde Allâh-u Te'âlâ'nın gökleri ve yeri yarattığı günden beri (Burada bazı şeylerin yapılanmasını) harak kıldığı bir beldedir. Allâh-u Te'âlânın bu haram kılışıyla kıyamet gününe kadar haram olarak kalacaktır. ”

(Buhari ve Müslim ibn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan rivayet etmişlerdir. El-Fıkhul islami ve edilletuhu)

KÂBENİN YAPILIŞI

Kâbe-i muazzama beş defa yapılmıştır.

Süheyl'in dediği gibi, Melekler veya Adem (Aleyhisselam) yahut Adem (Aleyhisselam)'in Şit (Aleyhisselam) tarafından yapılmıştır.

1- Hz. İbrahim (Aleyhisselam) tarafından, evvelki temelin üzerine yapılmıştır.

2- Kureyş kabilesi tarafından yapılan ve inşası sürasında peygamber olmadan önce Rasullullah'ın (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'da hazır bulunduğu binadır.

3- Kâbe yandığında Abdullah b. Zübeyr (Radıyallâhu Anh) tarafından yapılmıştır.

4- Haccac b. Yusuf tarafından yapılmıştır.

Mescid-i Harem'in genişletme çalışmalarını Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh) başlatmıştır. Ondan sonra Hz. Osman (Radıyallâhu Anh) Velid b. Abdulmelik, Mehdi, Memluklular, Osmanlılar ve Suudiler zamanında genişletme çalışmaları sürmüştür.

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Kâbe'yi Yemen'de dokunmuş olan örtülerle örtmüştür. Ardından Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Muaviye ve İbn-i Zübeyr (Radıyallahu anhum) hazretleri tarafından örtülmüştür. Sonradan gelenlerde Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'nin başlattığı bu uygulamayı aynen günümüze kadar devam ettirmişlerdir.

İslamda ilk defa Kâbe'yi altınla süsleyen Velid b. Abdülmelik'dir. İmam-ı gazali israf almamak şartıyla Kâbe'nin altın ve ipekle süslenmesini caiz görmüştür.

Beyt-i Haram: Allâh-u Te'âlâ'nın evlerinden yer yüzünde, insanlar rablerine ibadet etsinler diye bulunan ilk evdir. Bu ilklik hem şeref hemde zaman itibariyledir.

Allâh-u Te'âlâ şöyle buyuruyor:

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَ ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰاه۪يمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًا

Şüphesiz alemler hakkında çok feyizli ve hidayet olmak üzere insanlar için konulan ilk ev (ibadet yeri) elbette Mekke'de olanıdır. Orada apaçık alametler, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse emin olur." (Al-i İmran, 96-97)

Orada zahir olan ilk alamet İbrahim (Aleyhisselam)'in makamıdır. Bu ibadet yeri (Allâhın evi) Allâh-u Te'âlâ'ya nisbet edildiği için oraya tazim etmek vaciptir. Öyle ki oraya sığınan orada olduğu süre içinde emin olur. Kendisine dokunulmaz. Allâh-u Te'âlâ bu ayrıcalığı Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyurarak tespit etmiştir:

وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّى

Hani beyti insanlar için bir toplantı yeri ve emin bir mahal yapmıştık. Siz'de İbrahim (Aleyhisselam)'in makamından bir namaz yeri edinin” (Bakara, 125)

اَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا آمِنًا

Biz onları korku bulunmayan bir Harem'e yerleştirmedik mi?” (Kasas, 57)

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ

Çevrelerinde insanların zorla yakalanıp kapılmakta olmasına rağmen Mekke'yi korkusuz ve emin bir yer yaptığımızı onlar görmediler mi?” (Ankebut, 67)

Bu sebeble, İmam-ı Mâlik ve İmam-ı Şafii (Rahimehumellah)'ye göre, bir zaruret ve ihtiyaç olmadıkça Mekke'de silah taşımak mekruhtur.

İmam-ı Müslim'in sahihinde Cabir (Radıyallâhu Anh)'den rivayetle Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

لاَ يَحِلُّ اَنْ يَحْمِلَ السِّلاَحَ بِمَكَّةَ

Mekke'de silah taşımak helal değildir.” Harem'de günahlar ve sevaplar kat kat verilir. Allâh-u Te'âlâ şöyle buyuruyor:

وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِاِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ

Kim orada zulum ve ilhada yeltenirse biz ona pek acıklı bir azap tattırırız.” (Hac, 25)

Orada kılınan bir namaz yüzbin namaza denktir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

صَلاَةٌ فِى مَسْجِدِى هَذَا اَفْضَلُ مِنْ اَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ اِلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ وَصَلاَةٌ فِى الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَفْضَلُ مِنْ صَلاَةٍ فِى مَسْجِدِى هَذَا بِمِائَةِ صَلاَةٍ

Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, başkasındaki bin namazdan daha üstündür. Ancak mescid-i Haram müstesna. Mescid-i Haram'daki bir namaz ise benim mescidimdeki yüz namazdan daha üstündür.”

Taberani, Ebu'd-Derda (Radıyallâhu Anh)'dan şöyle rivayet etmiştir:

اَلصَّلاَةُ فِى الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ بِمِائَةِ اَلْفِ صَلاَةٍ وَالصَّلاَةُ فِى مَسْجِدِى بِاَلْفِ صَلاَةٍ وَالصَّلاَةُ فِى بَيْتِ الْمَقْدِسِ بِخَمْسِ مِائَةِ صَلاَةٍ

Mescid-i Haram'da kılınan namaz yüz bin namaza, benim mescidimdeki namaz bin namaza, Beytu'l Makdis (mescid-i aksa)'daki namaz beşyüz namaza denktir.”

Bütün bunlar üç mescidin üstünlüğünü göstermektedir.

Mekke'de oturmanın fazileti

İmam-ı Nevevi ve Zerkeşi'nin de içinde bulunduğu bir kısım alimler diyorlar ki: Mekke'nin Harem'i (Harem Bölgesi) namazın sevabının hatta sair ibadet çeşitlerinin sevabının kat kat artması hususunda, Mescid-i Haram gibidir.

Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Mekke'de bir gün oruç, yüz bin oruca, bir dirhem sadaka yüzbin dirhem sadakaya, her bir iyilik yüz bin iyiliğe mukabildir.

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

رَمَضَانُ بِمَكَّةَ اَفْضَلُ مِنْ اَلْفِ رَمَضَانَ بِغَيْرِ مَكَّةَ

Mekke'de bir Ramazan, Mekke'de başka bir yerdeki bin Ramazan'dan daha faziletlidir.” (Hakim Müstedrek'te ibn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan rivayet etmiş ve “senedi sahihtir” demiştir)

İbn-i Abbas, İbn-i Mesud, Mücahit ve Ahmet b. Hanbel'in de aralarında bulunduğu bazı alimler ise şöyle demiştir: Mekke'de sevaplar kat kat olduğu gibi günahlar da kat kattır. Müteahhir alimlerden biri buna şöyle açıklama getirmiştir: Günahın kat kat artacağına hükmeden, günahın sayı bakımından değil, ağırlık yönünden artacağını murad etmiştir. Çünkü bir günahın cezası da birdir. Fakat günahlar farklıdır. Allâh (Celle Celâluhû)'in Harem'indeki bir günah, başka herhangi bir yerde işlenen günahtan daha büyük ve ağırdır.

İşlemese de orada günaha niyetlenmeden dolayı da ceza vardır.

Allâh-u Te'âlâ şöyle buyuruyor:

وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِاِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ

Kim orada zulum ve ilhada yeltenirse, ona pek acıklı bir azap tattırırız” (Hac, 25

Bu, Harem'in şanına tazim ve hürmet için niyetlenip de işlenmeyen günahtan ötürü ceza gerekmeyeceği kaidesinden istisna edilmiştir.

Mekke'de oturmaya gelince, Mekke'nin saygınlığında noksanlıkta bulunma korkusuyla, Ebû Hanîfe ve İmam-ı Mâlik (Rahimehumellah) Mekke'de oturmanın mekruh olduğunu benimsemişlerdir. Çünkü oranın insanın gözünde sıradan bir yer durumuna gelmesi, gösterilmesi lazım gelen hürmet ve heybet duygusunun azalmasına yol açabilir. Memleketini ve akrabalarını özleyerek Mekke'den ayrılma isteği meydana gelebilir. Çeşitli günah ve hata işleme tehlikesine düşebilir. Halbuki bütün bunlar yasaktır. Hanefi mezhebinde tercih edilen görüş sahibeyn (Ebû Yûsuf ve İmam-ı Muhammed “Rahimehumellah”)'in görüşüdür. Bu da, Mekke de veya Medine'de oturmanın Mekke'de oturmaktan daha faziletli olduğu görüşünü tercih etmişlerdir.

Şafii, Hanbeli ve Sahibeyn'e göre harama düşmekten korkusu bulunmayan kimsenin Mekke veya Medine'de oturması müstehaptır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Mekke hakkında şöyle buyurmuştur:

اِنَّكَ لَأَحَبُّ الْبُقَاعِ اِلَى اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ وَلَوْلاَ اَنِّى اُخْرِجْتُ مِنْكَ مَا خَرَجْتُ

Şüphesiz ki, Allâh (Celle Celâluhû)'a beldelerin en sevimlisi olanı sensin. Şayet senden çıkarılmış olmasaydım. Çıkmazdım. ”

İmam Ahmed (Rahimehullâh) şöyle demiştir: Gücü yeten için Medine'de ikamet etmek, Mekke'de ikamet etmekten daha sevimlidir. Çünkü Medine Müslümanların hicret yurdudur.

Mekke mi, yoksa Medine mi, daha üstündür?

Kadı-İyaz ve diğer başka alimler şöyle demiştir: Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in mübarek cesedini kucaklayan mekanın yeryüzünün en üstün parçası olduğu ve Mekke ile Medine'nin yeryüzünün en faziletli beldeleri olduğu üzerinde icma vardır.

Mekke ve Medine'den hangisinin daha üstün olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. İmam'ı Malik Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh) ve diğer Medineli sahabilere (Radıyallâhu Anhum) tabi olarak Medine'nin daha faziletli olduğu zikretmiştir. Çünkü Medine hicret vatanı, sahabinin yerleştiği ve Peygamber Efendimizin ikamet edip medfun bulunduğu yerdir. Medine'nin fazileti hakkında birçok sahih hadisler varit olmuştur. Şu hadis de onlardandır:

اِنَّهَا طَيْبَةٌ وَاِنَّهَا تَنْفِي الْخَبَثَ كَمَا تَنْفِي النَّارُ خَبَثَ الْفِضَّةِ

Medine Taybedir. Ateş gümüşün curuf ve pisliğini attığı gibi, Medine de habis insanları nefyeder, uzaklaştırır." (Müslim)

Diğer üç mezhep imamı ve alimlerin çoğunluğu Mekke'nin daha faziletli olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Dayandıkları delil geride zikrettiğimiz şu hadis-i şeriftir:

وَاللّٰهِ اِنَّكَ لَخَيْرُ اَرْضِ اللّٰه وَاَحَبُّ اَرْضِ اللّٰه اِلَى اللّٰهِ وَلَوْلاَ اَنِّى اُخْرِجْتُ مِنْكَ مَا خَرَجْتُ

Vallâhi sen Allâh (Celle Celâluhû)'ın yarattığı arzın en hayırlısı ve Allâh (Celle Celâluhû)'a en sevimli olan yersin. Senden çıkarılmasaydım çıkmazdım” (Tirmizi)

Bir başka hadis-i şerifte:

يَا مَكَّةُ وَاللّٰهِ اِنَّكَ لَخَيْرُ اَرْضِ اللّٰهِ وَاَحَبُّ الْبِلاَدِ اِلَى اللّٰه وَلَوْلاَ اَنِّى اُخْرِجْتُ مِنْكَ مَا خَرَجْتُ

Ey Mekke! VAllâhi sen Allâh (Celle Celâluhû)'ın yarattığı yeryüzünün en hayırlısı ve Allâh (Celle Celâluhû)'a en sevinli olan yersin. Senden çıkarılmasaydım, çıkmazdım.” (Nesei)

Yine Tirmizi'nin İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan naklettiği hadis'e göre:

اَنَّ النَّبِيَّ ص قَالَ لِمَكَّةَ: مَا اَطْيَبَكَ وَاَحَبَّكَ اِلَيَّ وَلَوْلاَ اَنَّ قَوْمِى اَخْرَجُونِى مِنْكَ مَا سَكَنْتُ غَيْرَكَ

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye şöyle hitap etti: “Bana ne hoş ve ne sevimlisin!. Eğer kavmim beni senden çıkarmasaydı senden başka bir belde de ikamet etmezdim.”

İzz b. Abdüsselam'ın Mekke'nin Medine'den üstün olduğu hususunda zikrettiği hususlardan bazıları şunlardır:

1- Hac ve umre için umre için orayı kasdetmek gerekir. Medine için böyle bir gereklilik yoktur.

2- Allâh-u Te'âlâ yeri ve gökleri yarattığı için orayı Harem kılmıştır.

3- Allâh-u Te'âlâ burayı hem cahiliye hem de İslam döneminde emin yer yapmıştır.

4- Oraya ancak vacip veya mendup olarak hac yahut umre niyetiyle girilir.

Mekke'ye girmenin adabı

Mekke'ye giren için şu hususlar müstehaptır.

1- Hac veya umre niyetiyle mikattan ya da başka bir yerden ihrama girenin Mekke'ye yönelmesi, oradan da Arafat'a çıkması uygun olandır.

2- Mekke Haremine ulaştığında şöyle dua eder:

اَللّٰهُمَّ هَذَا حَرَمُكَ وَاَمْنُكَ فَحَرِّمْنِى عَلَى النَّارِ وَأَمِّنِّى مِنْ عَذَابِكَ يَوْمَ تَبْعَثُ عِبَادَكَ وَاجْعَلْنِى مِنْ اَوْلِيَائِكَ وَاَهْلِ طَاعَتِكَ

Allâhım. Burası senin Harem'in ve emin kıldığın yerdir. Beni cehenneme haram kıl. Kullarını dirilttiğin gün beni azabından emin kıl. Beni dostlarımdan ve sana ibadet edenlerden eyle."

3- Mekke'ye ulaştığında “zituva” denen yerde Mekke'ye giriş guslu niyetiyle gusleder. Başka bir yoldan gelirse o tarafta yıkanır. Bu gusül herkes-hayızlı, nifaslı ve çocuk-için müstehaptır.

4- Mekke'ye Keda yolundan girmek, şehrine dönerken de Küda yolundan dönmek sünnettir.

5- Mekke'ye gece veya gündüz girebilir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye haz'da gündüz, umre'de gece girmiştir. Şafiilere göre en faziletli olan Mekke'ye gündüz girmektir.

6- Girişte insanlara eziyet vermekten sakınmalı, sıkıştıranlara karşı yumuşak davranmalıdır. Kalbinde bulunduğu yerin yüceliğini ve yöneldiği makamın şanını hissetmelidir.

7- Harem dışında gelenin hac veya umre ihramına girmeden Mekke'ye girmemesi gerekir. Bu Şafiilerin dışındakilere göre vaciptir. Şafiilerde en sahih görüşe göre müstehaptır.

8- Gözü Beytullah'a ilişince ellerini kaldırması ve dua etmesi müstehaptır. Şöyle dua eder.

اَللّٰهُمَّ زِدْ هَذَا الْبَيْتَ تَشْرِيفًا وَتَعْظِيمًا وَتَكْرِيمًا وَمَهَابَةً وَزِدْ مَنْ شَرَّفَهُ وَعَظَّمَهُ مِمَّنْ حَجَّهُ اَوِ اعْتَمَرَهُ تَشْرِيفًا وَتَكْرِيمًا وَتَعْظِيمًا وَبِرًّا

Allâhım! Bu beytin şerefini, keremini ve heybetini artır. Onu hacceden veya umre yapanların, ona tazim ve tekerim edenlerin de şeref, hürmet ve takvasını artır. ”

Dünya ve ahiretle ilgili dualar yapar. Bunlarla ilgili en önemli dua “mağfiret istemektir”.

Kâbe'yi gördüğünde Salih ve arif kulların adeti olduğu gibi mümkün mertebe huşu, huzur ve tevazu içinde olur.

Kâbe'nin karşısında şöyle dua eder:

اَللّٰهُمَّ اِنَّ هَذَا الْبَيْتَ بَيْتُكَ وَالْحَرَمَ حَرَمُكَ وَاْلاَمْنَ اَمْنُكَ وَهَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ بكَ مِنَ النَّارِ

Allâhım! Bu beyt senin beytin. Harem senin Haremin, eman senin emanındır. Bu da cehennemden sana sığınanın makamıdır. ”

9- Mekke'ye ilk girişinde ev kiralama, elbise değiştirmeden kudum tavafını yapmaya gitmek müstehaptır.

Güzel ve asaletli kadınların erkeklere gözükmemesi, tavafı ve mescide girmeyi geceye bırakılması müstehaptir.

Beyt-i Haram'a sağ ayağıyla girer ve şöyle der:

اَعُوذُ بِاللّٰهِ الْعَظِيمِ وَبِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَسُلْطَانِهِ الْقَدِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ اَللّٰهُمَّ اغْفِرْلِى ذُنُوبِى وَافْتَحْ لِى اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ

Kovulmuş şeytandan yüce Allâh (Celle Celâluhû)'a, onun kerim zatına ve kadim kudretine sığınırım. Allâh (Celle Celâluhû)'ın adıyla. Hamd Olsun O'na. Allâhım! Peygamberimiz Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve al-i Muhammed'e (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) rahmet et. Allâhım! Günahlarımı affet. Rahmet kapılarını bana aç”

Çıkarken sol ayağıyla çıkar. Aynı duayı okur. Şu kadar var ki, sonunu,

وَافْتَحْ لِى اَبْوَابَ فَضْلِكَ

Bana fazlının kapılarını aç.” Diyerek değiştirir.

10- Mescide girdiği zaman tahiyyetu'l mescid namazı ve başka bir şeyle meşgul olmaz. Hacer'il esved'e yönelir ve kudum tavafına başlar. Bu tavaf mescid-i Haram'ın tahiyyesidir.

İhramlı veya ihramsız mescid-i Haram'a giren her bir kimsenin tavaf yapması müstehaptır. Ancak farz namazın edası veya kazası, cemaat veya vitir sabah namazınının sünneti ve diğer revatip (farz namazların evvelinde veya sonrasında düzenli olarak kılınan) sünnetlerin kaçma durumu varsa önce bunlar kılınır, sonra tavaf yapılır.

11- Hacceden kimsenin Peygamber Efendimizin yaptığı gibi Kâbe'ye girip iki rekat namaz kılması müstehaptır. Kâbe'ye (yani Kâbe'nin içine) ayakkabı, mest veya silahla girmez.

12- Hac veya umre yapmak için Mekke'ye girenin, oradan dönmeden önce Kur'anı Kerim'i hatmetmesi müstehaptır.

Harem'in diğer şehirlere muhalif olan hükümleri

(Harem'in özellikleri ve yasakları)

Mekke Harem'ine ait bir takım özel hükümler vardır. Bunların en önemlisi şunlardır.

1- Mekke Haremine ihramsız girilmemesi gerekir. Mekke'ye ihramlı girmek biz Hanefilere göre vacip, Şafiilere göre müstehaptır.

2- Haremin avını avlamak ihramlıya da, ihramsıza da icma haramdır. Ancak kendiliğinden eziyet eden, zarar veren hayvanlar bu hükümden müstesnadır.

3- Harem'in kendiliğinden biten ot ve ağaçlarını kesmek yasaktır. Yavşan, diken, böğürtlen gibi otlar koparılmaz. Ancak zaruret bulunan güzel kokulu izhir adındaki bitki koparılabilir. Çünkü Mekke'nin fethi günü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ هَذَا الْبَلَدَ حَرَّمَهُ اللّٰهُ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلأَرْضَ فَهُوَ حَرَامٌ بِحُرْمَةِ اللّٰهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ يُعْضَدُ شَوْكُهُ وَلاَ يُنَفَّرُ صَيْدُهُ وَلاَ يُلْتَقَطُ لُقَطَتُهُ إِلاَّ لِمَنْ عَرَفَهَا وَلاَ يُخْتَلَي خِلاَهُ فَقَالَ الْعَبَّاسُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ اِلاَّ اْلاِذْخِرَ فَاِنَّهُ لِقَيْنِهِمْ وَبُيُوتِهِمْ فَقَالَ اِلاَّ اْلاِذْخِرَ

Şüphesiz Allâh-u Te'âlâ gökleri ve yeri yarattığı gün bu beldeyi haram kılmıştır. İşte orası Allâh (Celle Celâluhû)'ın haram kılmasıyla kıyamete kadar haram kalacaktır. Dikeni koparılamaz, avı kovalanmaz. Yitiğini, sahibini bulmak için ilan edecek kişi dışında kimse alamaz. Taze otları da koparılmaz. Hz. Abbas (Radıyallâhu Anh) Ya Rasulellah! İzhir istisna edilsin, demircilere ve evlere lazım oluyor deyince, Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) izhir müstesna buyurmuştur”.

(Buhari-Nesei ve Müslim ibn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan rivayet etmişlerdir.

İnsanların yetiştirdiği ceviz, badem, hurma, erak ağacı, (misvak yapılan ağaçtır) nar, marul, karpuz, buğday gibi bitkilerin kesilmesi haram değildir. Kuru ot ve ağaçların kesilmesinde de bir beis yoktur.

4- Biz Hanefilere göre Harem'in taş veya toprağını alıp memleketine götürmekte bir beis yoktur. Şafiilerin çoğunluğuna göre bu mekruhtur. Nevevi'ye göre en sahih olan haram olmasıdır.

5- Cumhura göre kafirin Harem'e girmesi engellenir. Ebû Hanîfe (Rahimehullâh) yerleşmek için olmaması şartıyla girebileceğine cevaz vermiştir.

6- Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'ye göre kendisine had veya kısas icap eden kimse Harem'de bulunduğu müddetçe emniyettedir. Çünkü Allâh-u Te'âlâ şöyle buyuruyor:

وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا

Kim oraya girerse emniyette olur.” (Al-i İmran, 97)

7- Harem'e müşriğin defnedilmesi haramdır.

8- Hac'da ceza kurbanlarıyla hedy'ler Harem'de kesilir.

9- Harem'de olanlara temettu ve kuran haccı yoktur.

10- Mescid-i Haram'da namaz ve diğer ibadetlerin sevabı kat kat fazladır.

11- Haremde ikamet eden kişi hac ikraMina Harem'den girmelidir.

Mekke'deki tarihi mühim ziyaret yerleri

Teberrüken ziyaret edilmesi gereken yerlerin başlıcaları şunlardır.

  1. Hicr bölgesinde bulunan Hz. İsmail (Aleyhisselam) ile annesi Hacer'in kabirleri

  2. Ebu Kubeys dağında bulunan Hz. Adem (Aleyhisselam)'in kabirleri

  3. Kur'an-ı Kerim'de zikredilen sevr mağarası

  4. Peygamber Efendimize (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ilk vahyin inmeye başladığı Hira mağarası

  5. Sahabi, tabiin ve imamlardan Mekke ve Medine de medfun bulunanların kabirleri

Hira dağı Veya Nur Dağı: Mekke'nin kuzeyinde, 5 km. uzaklıktadır Yüksekliği 200 m. dir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e alak suresinin ilk ayetleriyle vahiy orada başlamıştır.

Sevr Dağı: Mekke'yi kuşatan birçok dağdan biridir. Yüksekliği 500 m. dir. Mekke'nin güneyinde kalır. Mekke'den altı millik bir mesafededir. Burası Medine'ye hicret esnasında Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve arkadaşı Ebu Bekir sıddık (Radıyallâhu Anh)'nın üç gün süreyle kaldıkları yerdir.

Dar-ı Erkam: Safa tepesi yakınındadır. Sahabeden yedinci olarak Müslüman olan Mahzumlu Erkam'ın evidir. İslami davetin gizlice yapıldığı dönemde Müslümanların merkezi idi. Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh) orada islam'a girmiştir.

Mualla (veya Hacun) kabristanı: Mekke'nin kuzey doğusundadır. Cahiliye asrından günümüze kadar Mekkelilerin kabristanı olagelmiştir. Peygamber Efendimizin ecdadından Haşim Oğullarının amcalarının, bir kasım ashap ve tabiinin kabirleri oradadır. Yine Peygamber Efendimiz'in iki dedesi Abdümenaf ve Abdulmuttalip, amcası Ebu Talip'i, annesi Hz. Amine, hanımı mü'minlerin annesi Hz. Hatice orada medfundurlar. Abdullah b. Zübeyr ve Hz. Ebubekir (Radıyallâhu Anh)'in kızı Esma da orada medfundur.

Mina: Mekke'ye 7 km. uzaklıktadır. Küçük, orta ve büyük cemreler oradadır. İsmail (Aleyhisselam)'e fidye olarak kesilen koçun ismiyle anılan “Mescid-i Kebş” Medine'li ensar'ın Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e biat ettikleri yer olan “Mescidu'l Bey'at” ve büyük “Mescid-i Hayf” burada bulunmaktadır.

Arafat': Deniz seviyesinden yüksekliği 225 m. olan ve Mekke'nin güneydoğusunda 25 km. uzaklıkta bulunan bir yerdir. Rahmet dağı, Arafat'ın kuzey tarafındadır. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in hicretin onuncu yılında eda ettiği veda haccında Arafat Vakfe'sini Rahmet Dağı'nın eteğinde yapmıştır. Bu sırada şu ayet-i kerime nazil olmuştur.

اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دِينًا

Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnut oldum” (Maide, 3)

Medine'nin Haremi

  1. Medine Hareminin sınırları

  2. Mescid-i Nebevi'nin fazileti

  3. Medine Hareminin özellikleri veya yasakları

  4. Medine Haremiyle Mekke Haremi arasındaki farklar

  5. Mescid-i Nebevi'yi ve Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret.

Medine Hareminin sınırları

Medine Hareminin kuzey ve güney arasındaki sınırı ile arasında yer alır. Sahihayn'ın haberi şöyledir:

اَلْمَدِينَةُ حَرَمٌ مِنْ عَيْرٍ اِلَى ثَوْرٍ

Medine Ayr'dan Sevr'e kadar Haremdir”

عَائِرْ veya عَيْر Medine yakınında meşhur bir dağın ismidir.

ثور (sevr) ise, kuzeyde uhud dağının arkasında olan küçük bir dağdır. Uhud dağı, Haremdendir. Doğu ile batı arasındaki sınırı iki Lâbe arasında kalan kısımdır. Çünkü:

حَرَّمَ رَسُولُ اللّٰهِ ص بَيْنَ لاَبَتَيِ الْمَدِينَةِ

Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) iki Kâbe arasını haram kılmıştır.” (Müslim)

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Medine'nin çevresini on iki mil olarak tespit etmiştir.

Medine'nin cahiliye dönemindeki ismi olan “Yesrib” adını kullanmamak daha iyidir. Medine-i Münevvere'nin diğer bazı isimleri şunlardır: Taybe, Tabe, Dar ve Yesrib.

Mescid-i Nebevi'nin fazileti

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) sahabe ile beraber bu mescidi 70 x 60 arşın genişliğinde inşa etmiştir. Sonra Hz. Ömer, Hz. Osman (Radıyallahuanhuma), Abdü'l Melik b. Mervan ve oğlu Velid zamanında genişletilmiş, Memluklular ve Osmanlılar zamanında tamir ve genişletme çalışmaları sürmüştür. Son genişletme Suudiler zamanında yapılmıştır. Doğu ve Kuzey yönlerinden gelen büyük bir alan mescide katılmıştır.

Bu mescide kılınan bir namaz, başka bir mescide kılınan bir namazdan daha faziletlidir. Ebu Hureyre (Radıyallâhu Anh)'nin sahihayn'da nakledilen hadisi şöyledir:

صَلاَةٌ فِى مَسْجِدِى هَذَا اَفْضَلُ مِنْ اَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ اِلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ

Benim şu mescidimde kılınan namaz, mescidi-i haram müstesna başkasında kılınan bin namazdan hayırlıdır”.

İmam-ı Nevevi bu namaz Mekke'de olduğu gibi farz ve nafileye şamildir.

Alimler şöyle demiştir: Bu fazilet sevap yönündendir. Kifayet yönünden değildir. İki namaz borcu olan bir kimse, Medine mescidinde bir namaz kılsa, ikinci namazı kılmadıkça borcundan kurtulmuş olmaz. Yani Mescid-i Nebevi'de kılınan bir namaz edası gereken bin namaz yerine geçmez. Bu hususta hiçbir ihtilaf yoktur.

İmam-ı Nevevi hadis-i şerifte geçen “Benim şu mescidim” ifadesine dayanarak bu faziletin, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) zamanındaki mescide mahsus olduğunu, sonradan yapılan ilave kısımların bundan hariç olduğu görüşünü benimsemiştir.

Başka alimlere göre genişletilen Mekke mescidinde olduğu gibi Medine Mescidinin ilave kısımlarında da bu fazilet söz konusudur. İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anh) diyor ki:

زَادَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فِى الْمَسْجِدِ قَالَ وَلَوْ زِدْنَا فِيهِ حَتَّى بَلَغَ الْجَبَّانَةَ كَانَ مَسْجِدَ رَسُولِ اللّٰهِ ص

Ömer b. Hattab (Radıyallâhu Anh) Mescid-i Nebevi'ye ilave yaptıktan sonra şöyle demiştir: Mescide ilave yapsak ve bu ilave cebbane (Medine Kabristanı)'ye kadar uzansa, yine Mescid-i Nebevi'dir. (İ'lamus sacid)

Bu mescide kılınan namazın faziletini açıklayan başka bir hadis:

مَنْ صَلَّى فِى مَسْجِدِى اَرْبَعِينَ صَلاَةً لاَ تَفُوتُهُ صَلاَةٌ كُتِبَتْ لَهُ بَرَائَةٌ مِنَ النَّارِ

Bir kimse orada hiçbir vakit kaçırmadan şu mescidimde kırk vakit namaz kılsa, cehennemden kurtulduğuna hükmolunur. ” (İ'lamus Sacid 225)

Medine Hareminin özellikleri

Medine Haremi, yukarıda beyan ettiğimiz gibi iki labe arasında kalan yerdir. Labe: Siyah taşlık demektir. Bugün “Hara” diye bilinen yerdir.

a- Ebû Hanîfe (Rahimehullâh) dışında cumhura göre, ihramlı veya ihramsız olana Medine avını avlamak, ağaçlarını kesmek, tıpkı Mekke'de olduğu gibi haram kılınmıştır. Cumhurun delili:

اِنَّ اِبْرَاهِيمَ حَرَّمَ مَكَّةَ وَاِنِّى حَرَّمْتُ الْمَدِينَةَ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا لاَ يُقْطَعُ عِضَاهُهَا وَلاَ يُصَادُ صَيْدُهَا

İbrahim (Aleyhisselam) Mekke'ye Harem çizdi, ben de Medine'yi haram kıldım. İki labe (içinde siyah taşlar olan yer) arasındaki ağaç ve otlar kesilmez, avı avlanmaz.” (Müslim)

Bunlardan birini yaparsa, tevbe eder ve affını talep eder. Ceza gerekmez. Çünkü Medine hac vazifelerinin yapıldığı mahal değildir.

Ebû Hanîfe'ye (Rahimehullâh) göre Medine'de avlanmak, ot veya ağaç kesmek haram değildir.

b- Biz Hanefilere göre kendine güvenenin Mekke ve Medine'de ikamet etmesi tercih edilen görüşe göre mekruh değildir.

Şafii ve Hanbelilere göre, Medine'de ikamet etmek müstehaptır. Çünkü birçok derece ve sevap elde etme imkanı vardır. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

مَنْ صَبَرَ عَلَى لَأْوَاءِ الْمَدِينَةِ وَشِدَّتِهَا كُنْتُ لَهُ شَهِيدًا وَشَفِيعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Kim Medine'nin şiddet ve sıkıntılarına sabrederse, kıyamet günü onun hakkında şahit ve şefaatçı olurum.” (Müslim sahihinde Ebu Hureyre (Radıyallâhu Anh) den rivayet etmiştir)

c- Taberani zayıf bir isnatla şöyle rivayet etmiştir: Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

رَمَضَانُ بِالْمَدِينَةِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ رَمَضَانَ فِيمَا سِوَاهُ مِنَ الْبُلْدَانِ

Medine'deki bir Ramazan, başka bir yerdeki bin Ramazan'dan daha hayırlıdır. ”

d- Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'den rivayetle yukarıda geçen “Medine'nin sıkıntılarına sabreden” Hadisinde görüldüğü gibi, Medine halkı Peygamber Efendimizin (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şefaat ve ikramına daha yakındır. Başka bir hadiste de şöyle buyurulmuştur:

اَوَّلُ مَنْ اَشْفَعُ لَهُ مِنْ اُمَّتِى اَهْلُ الْمَدِينَةِ ثُمَّ اَهْلُ مَكَّةَ ثُمَّ اَهْلُ الطَّائِفِ

Ümmetimden ilk şefaat edeceklerim, Medine ehli, sonra Mekke ehli, sonra Taif ehlidir. (Taberani)

e- Medine evlerini gördüğü zaman, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e salavat getirir ve şöyle der:

اَللّٰهُمَّ هَذَا حَرَمُ نَبِيِّكَ فَاجْعَلْهُ وِقَايَةً لِى مِنَ النَّارِ وَاَمَانًا مِنَ الْعَذَابِ وَسُوءِ الْحِسَابِ

Allâhım! Burası Nebinin Haremi, orayı benim için cehennemden kurtuluş, azap ve kötü sonuçtan eman vesilesi yap” (Taberani ve Bezzar Abdulmelik b. Abbad b. Cafer'den rivayet etmiştir. )

Mekke Haremi ile Medine Haremi arasındaki farklar

a- İhtiyacı karşılamak için Medine Harem'inin ağaçlarından yastık, semer ve sedir gibi şeyler yapmak, hayvanlara yedirmek için otlarını kesmek caizdir. Cabir (Radıyallâhu Anh) şöyle anlatıyor.

أَنَّ النَّبِيَّ ص لَمَّا حَرَّمَ الْمَدِينَةَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنَّا أَصْحَابُ عَمَلٍ وَأَصْحَابُ نَضْحٍ وَإِنَّا لاَ نَسْتَطِيعُ اَرْضًا غَيْرَ أَرْضِنَا فَرَخِّصْ لَنَا فَقَالَ: اَلْقَائِمَتَانِ وَالْوِسَادَةُ وَالْعَارِضَةُ وَالْمُسْنَدُ فَاَمَّا غَيْرُ ذَلِكَ فَلاَ يَعْضُدُ وَلاَ يَخْبِطُ مِنْهَا شَيْءٌ

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Medine Haremini tespit ettikten sonra sahabedın bazıları: Ya Rasulellah! Bizim işlerimiz, develerimiz var, buradan başka da arazimiz yok. Bize ruhsat ver deyince, şöyle buyurdu: “Deve palanının ön ve arka tahtaları sedir, kapı ve kuyu çıkrığı gibi ihtiyaçlara kullanmak müstesna, Medine Hareminin ağaçı kesilemez, değnekle yaprakları çırpılamaz” (Ahmet b. Hanbel rivayet etmiştir)

b- Mekke'nin haramlığı Medine'nin haramlığından daha büyüktür. Çünkü Mekke'ye ihramsız girilmez.

Mescid-i Nebevi ve Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret etmek

Mescid-i Nebevi'yi ziyaret etmek müstehaptır. Çünkü yukarıda geçen hadisde beyan edildiği gibi hususi olarak ziyaret edilecek üç mescidden biridir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'nin ve iki arkadaşı Hz. Ebu Bekir (Radıyallâhu Anh) ve Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh)'in kabirlerini ziyaret etmek müstehaptır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in kabrinin olduğu yer dünyanın en faziletli noktasıdır.

Ziyaretin edepleri ve hükümleri

a- Peygamber Efendimiz'in kabrini, ziyaret etmek sünnettir, çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

مَنْ زَارَ قَبْرِى وَجَبَتْ لَهُ شَفَاعَتِى

Kim kabrimi ziyaret ederse, ona şefaatimi vacip olur.”

مَنْ جَائَنِى زَائِرًا لَمْ تَنْزِعْهُ حَاجَةٌ اِلاَّ زِيَارَتِى كَانَ حَقًّا عَلَى اللّٰهِ اَنْ اَكُونَ لَهُ شَفِيعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Kim başka bir ihtiyaç için değil de sadece beni ziyaret için gelirse kıyamet günü ona şefaatçı olmam Allâh-u Te'âlâ'nın vereceği hak olur.”

Buhari şöyle rivayet etmiştir:

مَنْ صَلَّى عَلَيَّ عِنْدَ قَبْرِى وَكَّلَ اللّٰهُ بِهِ مَلَكًا يُبَلِّغُنِى وَكَفَى اَمْرَ دُنْيَاهُ وَآخِرَتِهِ وَكُنْتُ لَهُ شَفِيعًا اَوْ شَهِيدًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Kabrimin yanında bana salavat getiren kimseye, Allâh-u Te'âlâ onun salavatını bana ulaştıracak bir melek tayin eder ve dünya ve ahiret işleri hususunda kendisine kafi olur. Bende kıyamet günü o kimseye şefaatcı ve şahiti olurum.”

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in kabrini ziyaret etmek amellerin en hayırlısı olanıdır. Allâh-u Te'âlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوۤا اَنْفُسَهُمْ جَاۤؤُۧكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَح۪يمًا

Onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allâh (Celle Celâluhû)'tan mafiret dileselerdi sen de onlara mafiret isteyiverseydin, elbette Allâh (Celle Celâluhû)'ı tevbeleri hakkıyla kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı.” (Nisa, 64)

b- Peygamber Efendimiz'i ziyaret eden için ziyaretle beraber Mescid-i Nebi'ye seferle ve orada namaz kılmakla Allâh-u Te'âlâ'ya yaklaşmak niyet etmesi müstehaptır.

c- Sefer esnasında özellikle Medine ve Hareminin ağaçlarını gördüğü zaman Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e çokça salat-ü selam etmesi müstehaptır.

d- Medine'ye girmeden önce yıkanması ve elbiselerinin en temizini giymesi müstehaptır.

e- O esnada Medine'nin şerefi ve Mekke'den sonra oranın dünyanın en faziletli yeri olduğunu kalbinde hazır tutması

f- Mescid-i Nebevi'ye girerken, Mescid-i Haram ve diğer mescidlere girerken yapılması gereken adap ve erkan, dualarla girilmelidir. Mescide sağ ayağıyla girer sol ayağıyla çıkar. Sonra kabri şerifiyle minberi arasında bulunan Ravza-i mutahhara'ya yönelir ve minberin yanında tahiyyetül mescid namazını kılar. Mescidin kıble tarafındaki direyi önüne alır. Çünkü orası Peygamber Efendimiz'in durduğu yerdendi.

g- Sonra kabri kerim'e gelir. Sırtı kıbleye yüzü kabre dönük vaziyette kabr-i şerife dört arşın uzaklıkta gözlerini yere eğerek, kalbini dünya ile ilgili işlerden uzaklaştırarak, O yüce peygamberin huzurunda olduğunu mülahaza eder. Sonra da sesini yükseltmeden şu şekilde selam ve tazimini sunar:

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اللّٰهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا خِيَرَةَ اللّٰهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا خَيْرَ خَلْقِ اللّٰهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللّٰهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا نَذِيرُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا بَشِيرُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا طُهْرُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا طَاهِرُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ الرَّحْمَةِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اْلاُمَّةِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ رَبِّ الْعَالَمِينَ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْمُرْسَلِينَ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا خَيْرَ الْخَلاَئِقِ اَجْمَعِينَ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا قَائِدَ الْغُرِّ الْمُحَجَّلِينَ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِكَ وَأَهْلِ بَيْتِكَ وَاَزْوَاجِكَ وَذُرِّيَّتِكَ وَاَصْحَابِكَ اَجْمَعِينَ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ وَعَلَى سَائِرِ اْلاَنْبِيَاءِ وَجَمِيعِ عِبَادِ اللّٰهِ الصَّالِحِينَ

جَزَاكَ اللّٰهُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ عَنَّا اَفْضَلَ مَا جَزَى نَبِيًّا وَرَسُولاً عَنْ اُمَّتِهِ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ كُلَّمَا ذَكَرَكَ ذَاكِرٌ وَغَفَلَ عَنْ ذِكْرِكَ غَافِلٌ اَفْضَلَ وَاَكْمَلَ وَاَطْيَبَ مَا صَلَّى عَلَى اَحَدٍ مِنَ الْخَلْقِ اَجْمَعِينَ

اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَاَشْهَدُ اَنَّكَ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَخِيَرَتُهُ مِنْ خَلْقِهِ وَاَشْهَدُ اَنَّكَ قَدْ بَلَّغْتَ الرِّسَالَةَ وَاَدَّيْتَ اْلأَمَانَةَ وَنَصَحْتَ اْلاُمَّةَ وَجَاهَدْتَ فِى اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهِ

اَللّٰهُمَّ وَآتِهِ الوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِى وَاعَدْتَهُ وَآتِهِ نِهَايَةً مَا يَنْبَغِى اَنْ يَسْأَلَهُ السَّائِلِينَ اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبْدِكِ وَرَسُولِكَ النَّبِيِّ اْلاُمِّيِّ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ وَاَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى اِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ اِبْرَاهِيمَ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ اْلاُمِّيِّ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ وَاَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى اِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ اِبْرَاهِيمَ فِى الْعَالَمِينَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Bu duayı kısaca söylemek isteyen

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ص

Sana selam olsun ey Allâh (Celle Celâluhû)'in Rasulu” der.

Sonra doğu tarafına doğru bir arşın (60 cm) ilerleyerek Hz. Ebu Bekir'i şöyle selamlar:

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا اَبَا بَكْرٍ صَفِيَّ رَسُولِ اللّٰهِ وَثَانِيهِ فِى الْغَارِ جَزَاكَ اللّٰهُ عَنْ اُمَّةِ نَبِيِّهِ ص خَيْرًا

Sana selam olsun ey Allâh (Celle Celâluhû) Rasulunun dostu mağara arkadaşım Ebu Bekir-i sıddık! Hak Teâlâ sana, Rasülünün ümmeti için yaptıklarından dolayı en hayırlı mükafatı versin”

Sonra sağa doğru bir arşın daha yürüyerek Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh)'in hizasına gelir. Ve Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh)'e şöyle selam verir:

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا عُمَرُ اَعَزَّ اللّٰهُ بِكَ اْلاِسْلاَمَ جَزَاكَ اللّٰهُ عَنْ اُمَّةِ مُحَمَّدٍ ص خَيْرًا

Sana selam olsun ey Ömer (Radıyallâhu Anh)! Allâh (Celle Celâluhû) seninle islama izzet verdi. Bizlere olan iyiliklerinden dolayı Hak Teâlâ sana hayırlı mükafat versin”.

Sonra yarım arşın (30 cm) geriye çekilerek şöyle der:

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمَا يَا ضَجِيعَيْ رَسُولِ اللّٰه وَرَفِيقَيْهِ وَوَزِيرَيْهِ وَالْمُعَاوِنَيْنِ لَهُ عَلَى الْقِيَامِ فِى الدِّينِ الْقَائِمَيْنَ بَعْدَهُ بِمَصَالِحِ الْمُسْلِمِينَ جَزَاكُمَا اللّٰهُ اَحْسَنَ الْجَزَاءِ

İkinize de selam olsun ey Allâh (Celle Celâluhû) Rasulünün yanında yatan, O'nun yoldaşı, veziri, müsteşarı, dinde yardımcıları, O'ndan sonra ümmetinin maslahatlarını temin eden muhterem zatlar! Hak Teâlâ ikinize de en güzel mükafatları versin.”

Sonra Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) kabr-i şerifinin başı hizasına gelir ve kıbleye yönelir. Allâh-u Te'âlâ'ya hamd ve sena eder. Kendisinin her türlü işi için, ana babası, akrabaları, hocaları, sevdikleri ve diğer müminler için dua eder. Duaya şöyle başlar:

اَللّٰهُمَّ اِنَّكَ قُلْتَ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ "وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوۤا اَنْفُسَهُمْ جَاۤؤُۧكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَح۪يمًا" وَقَدْ جِئْنَاكَ سَامِعِينَ قَوْلَكَ طَائِعِينَ اَمْرَكَ مُسْتَشْفِعِينَ بِنَبِيِّكَ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِاْلاِيمَانِ وَلاَ تَجْعَلْ فِى قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ رَبَّنَا آتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Allâhım! Sen buyurdun ki, senin buyruğun haktır: “Onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelseler ve Allâh (Celle Celâluhû)tan mağfiret dileseler, resul de onlar için mafiret talep etse, şüphesiz ki Allâh (Celle Celâluhû)'ı tevbeleri çok kabul eder ve çok merhametli bulacaklardır” Senin buyruğunu işiterek, emrine uyarak, peygamberinden şefaat dileyerek geldik ya Rab! Bizi, iman ile bizden önce geçmiş kardeşlerimizi mafiret et. Gönüllerimizde müminlere karşı bir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli ve merhametlisin! Ey Rabbimiz. Bize dünyada da ahirette de iyilik ver. Ve bizi cehennem azabından koru! İzzet sahibi Rabbin onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir. Gönderilen bütün peygamberlere selam ve alemlerin Rabbi olan Allâh (Celle Celâluhû)'a hamdolsun.

Sonra Ravza-i mutahhara'ya gelir ve orada çokça dua eder, namaz kılar. Sahihayn'da Ebu Hureyre (Radıyallâhu Anh)'nin naklettiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

مَا بَيْنَ قَبْرِى وَمِنْبَرِى رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ وَمِنْبَرِى عَلَى حَوْضِى

Kabrim ile minberim arasında cennet bahçelerinden bir bahçe vardır. Minberim havzımın üstündedir.”

Minberin yanında durup dua eder.

Sonra Ebu lübabe (Radıyallâhu Anh)'nin Allâh-u Te'âlâ'nın tevbesini kabul edinceye kadare kendisini bağışladığı, kabir ile minber arasında bulunan direğin yanına gelir. İki rekat namaz kılark, Allâh-u Te'âlâ'ya tevbe eder ve dilediği şey ile dua eder.

Sonra Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in kendisine yaslandığı, kendisini bırakıpda minbere çıktığında inleyen kütüğün geri kalan kısmının bulunduğu “Hannane” direğinin yanına gelir.

h- Medine'de ikamet ettiği süre içerisinde de bütün namazları Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'ın mescidinde kılar. Mescid-i Haram'da olduğu gibi mescid-i Nebevi'de de itikafa niyet eder.

Medine'ye veda etmek istediği zaman iki rekat namaz kılar ve şöyle der:

اَللّٰهُمَّ لاَ تَجْعَلْهُ آخِرَ الْعَهْدِ بِحَرَمِ رَسُولِكَ وَسَهِّلِ الْعَوْدَ اِلَى الْحَرَمَيْنِ سَهْلَةً وَارْزُقْنِى الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِى اْلآخِرَةِ وَالدُّنْيَا وَرُدْنَا اِلَيْهِ غَارِمِينَ

Allâhım! Bunu resülünün Haremine son gelişim yapma. Her iki Hareme dönüşümü kolaylaştır. Dünya ve ahirette bana afiyet ver. Oraya selametli ve kazançlı olarak dönmeyi nasip eyle!”

Medine'de ziyaret edilecek yerler

1- Kuba Mescidi

Medine'nin güney batısında bulunmaktadır. Medine'de inşa edilen ilk mesciddir. Ziyaretiyle sevap kazanmak ve orada namaz kılmak niyetiyle cumartesi günü ziyaret edilir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:

صَلاَةٌ فِى مَسْجِدِ قُبَاءَ كَعُمْرَةٍ

Kuba mescidinde namaz umre gibidir”

Sahihayn'da İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anh)'nin şöyle dediği nakledilmiştir:

كَانَ رَسُولُ اللّٰه ص يَأْتِى مَسْجِدَ قُبَاءَ رَاكِبًا وَمَاشِيًا فَيُصَلِّى فِيهِ رَكْعَتَيْنِ وَفِى رِوَايَةٍ صَحِيحَةٍ كَانَ يَأْتِيهِ كُلَّ سَبْتٍ

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bazen yürüyerek bazen binekle Kuba mescidine gelir ve orada iki rekat namaz kılardı”. Sahih bir rivayette “her cumartesi oraya gelirdi” demiştir.

2- Musalla ve Gamame Mescidi

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in bayram namazı kıldığı yerdir.

3- Fetih Mescidi: سَلْع dağının bir parçası olup şehrin kuzey batısında bulunur. Hendek Savaşının olduğu yerdir.

4- Kıbleteyn Mescidi:

Medine'nin kuzey batısında akik vadisinin kenarındadır. Daha önce Kudüs'e doğru namaz kılınırken Kâbe'ye doğru dönme emri orada geldiği için kıbleteyn (iki kıbleli) denmiştir.

4- Baki Kabristanı:

Mescid-i Nebevi'nin doğusunda olup çok yakındır. Ehl-i beyt ve uhut şehitlerinin de aralarında bulunduğu on binden fazla sahabi orada medfundur. Özellikle Cuma ve Perşembe günleri ziyaret edilmeli ve şöyle selamlanmalıdır.

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَاِنَّا اِنْ شَاءَ اللّٰهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِاَهْلِ بَقِيعِ الْغَرْقَدِ اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لَنَا وَلَهُمْ

Ey müminler topluluğu! Size selam olsun! Allâh (Celle Celâluhû) dileyince bizde sizlere katılacağız. Allâhım! Baki-i Garkad ehlini marifet et, bizi de onları da bağışla!”

Orada malum olan kabirleri, Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) oğlu, İbrahim'in Hz. Osman, Hz. Abbas, Hz. Hasan. Ali b. Hüseyin, Cafer b. Muhammed, Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) halası Safiye (Radıyallahu anhum) kabirleri ziyaret edilmelidir. Bu kabirlerin ziyareti hakkında birçok hadis-i şerif vardır.

Ziyaret edilecek tarihi yerler

a) Eris Kuyusu.

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bu kuyunun suyundan içmiş ve ondan abdest almıştır. Kuba mescidinin yanındadır.

b) Hz. Osman ve Ebu Eyyub el-Ensari (Radıyallahu anhuma)'nin evleri. Bu evler Mescid-i Nebevi'nin güney tarafındadır.

c) Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir ve Halit b. Velid'in evleri Mescid-i Nebevi'nin çevresindedir.

d) Bedir Savaşının yapıldığı mıntıka.

Medine'nin 156 km. kuzey doğusunda bulunmaktadır. Bugün o civarda Bedir köyü bulunmaktadır. Bedir şehitleri de orada yatmaktadır.

f) Uhut dağı.

Medine'nin 4 km kuzeyindedir. Uhut dağının uzunluğu 6 km yüksekliği 1200 metredir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) uhut dağı hakkında şöyle buyurmuştur:

اُحُدٌ جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ

Uhut bizi seven bir dağdır. Biz de onu severiz” (Buhari)

Uhud'un eteğinde Peygamber Efendimiz'in amcası, şehitlerin efendisi Hz. Hamza'nın kabri ile diğer sahabilerin (Radıyallahu anhum) kabirleri bulunmaktadır.

Haccın dua ve zikirleri

Hacca gitmek isteyen kimsenin, hac yolculuğuna çıkmadan önce borçlarını ödemesi, dargın olduğu kişilerle barışması, bütün günahlarından tövbe etmesi, ve yola çıkarken dünyadan çıkıyormuş gibi evinden ayrılması gerekir.

Evinden çıkmadan önce iki rekat namaz kılar. Aynı şekilde evine döndüğünde de iki rekat namaz kılar. Hac yolculuğuna çıkarken kıldığı bu iki rekat namazın akabinde şöyle dua eder:

اَللّٰهُمَّ بِكَ اِنْتَشَرْتُ وَاِلَيْكَ تَوَجَّهْتُ وَبِكَ اِعْتَصَمْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ اَللّٰهُمَّ اَنْتَ ثِقَتِى وَاَنْتَ رَجَائِي فَاكْفِنِى مَا اَهَمَّنِى وَمَا لاَ اَهْتَمُّ بِهِ وَمَا اَنْتَ اَعْلَمُ بِهِ مِنِّى عَزَّ جَارُكَ وَلاَ اِلَهَ غَيْرُكَ اَللّٰهُمَّ زَوِّدْنِى التَّقْوَى وَاغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَوَجِّهْنِى لِلْخَيْرِ اَيْنَمَا تَوَجَّهْتُ اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنْ وَعْثَاءِ السَّفَرِ وَكَآبَةِ الْمُنْقَلَبِ وَالْحَوْرِ بَعْدَ الْكَوْرِ وَسُوءِ الْمَنْظَرِ فِى اْلاَهْلِ وَالْمَالِ

Evden çıkınca şöyle der:

بِسْمِ اللّٰهِ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيم تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ اَللّٰهُمَّ وَفِّقْنِى لِمَا تُحِبُّ وَتَرْضَى وَاحْفَظْنِى مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Sonra ayete'l kursi, ihlas suresi, felak ve nas surelerini birer defa okur.

Hacca hangi vasıtayla gidiyorsa ona bindiği zaman şöyle dua eder:

بِسْمِ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ ِللّٰهِ الَّذِى هَدَانَا لِلْاِسْلاَمِ وَعَلَّمَنَا الْقُرْآنَ وَمَنَّ عَلَيْنَا بِنَبِيِّهِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ السَّلاَمُ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى جَعَلَنِى فِى خَيْرِ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَاِنَّا اِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

İhrama girince telbiye getirir. Harem bölgesine girince şöyle dua eder:

اَللّٰهُمَّ هَذَا الْبَيْتَ بَيْتُكَ وَالْحَرَمَ حَرَمُكَ وَاْلاَمْنَ اَمْنُكَ وَالْعَبْدَ عَبْدُكَ وَهَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ الْمُسْتَجِيرِ بِكَ مِنَ النَّارِ فَقِنِى مِنْ عَذَابِكَ يَوْمَ تُبْعَثُ عِبَادُكَ وَوَفِّقْنِى لِمَا تُحِبُّ وَتَرْضَى وَحَرِّمْ لَحْمِى وَدَمِى وَشَعْرِى وَبَشَرِى عَلَى النَّارِ

Kâbe'yi gördüğü zaman şöyle der:

اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ حَيِّنَا رَبَّنَا بِالسَّلاَمِ اَللّٰهُمَّ زِدْ بَيْتَكَ هَذَا تَعْظِيمًا وَتَشْرِيفًا وَتَكْرِيمًا وَمَهَابَةً وَزِدْ مَنْ حَجَّ وَاعْتَمَرَ تَعْظِيمًا وَتَشْرِيفًا وَمَهَابَةً وَتَكْرِيمًا

Mescid-i Haram'a girince şöyle der:

بِسْمِ اللّٰهِ اَلسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللّٰهِ اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَافْتَحْ لِى اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ اَلسَّلاَمُ عَلى مَلاَئِكَةِ اللّٰهِ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ بِسْمِ اللّٰهِ دَخَلْتُ وَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ اَللّٰهُمَّ اهْدِ قَلْبِى وَسَدِّدْ لِسَانِى وَاقْبَلْ تَوْبَتِى وَثَبِّتْنِى بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِى الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلآخِرَةِ اَللّٰهُمَّ اِنِّى أَسْأَلُكَ فِى مَقَامِى هَذَا اَنْ تَرْحَمَنِى وَتَقْبَلَ عَثْرَتِى وَتَضَعَ عَنِّى وِزْرِى اَللّٰهُمَّ اَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

Sonra Haceru'l Esved'i istilam etmekle tavafa başlar. Ancak insalar namazdaysalar, o da namaza katılır. Haceru'l Esved'i istilam ettiğinde şöyle der.

بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ آمَنْتُ بِاللّٰهِ وَكَفَرْتُ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَاللاَّتِ وَالْعُزَّى وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنَّ وَلِيِّيَ اللّٰهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ اِيمَانًا بِكَ وَتَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَطَهِّرْ لِى قَلْبِى وَاشْرَحْ لِى صَدْرِى وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى وَعَافِنِى فِيمَنْ تُعَافُ

Haceru'l Esved'i öpmek mümkün olmazsa, elleriyle ona dokunur ve ellerini yüzüne sürer. İzdihamdan dolayı bu şekilde istilamda mümkün olmazsa Haceru'l Esved'e yönelerek onun hizasında durur ellerini kaldırır ve şöyle der.

اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

Sonra Haceru'l Esved'i öperek istilam ettiğinde söylediğini aynen söyler ve ellerini yüzüne sürer. Yahut kısaca, بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَكْبَرُ der.

Tavafta rukni yemani'ye her uğradığında,

رَبَّنَا آتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

der.

Rukn-i Iraki'ye her uğradığında,

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ اْلاَعَزُّ اْلاَكْرَمُ نَجِّنِى مِنْ حَرِّ جَهَنَّمَ

Altınoluğun altında şöyle der:

اَللّٰهُمَّ اَظِلَّنِى تَحْتَ ظِلِّ عَرْشِكَ يَوْمَ لاَ ظِلَّ اِلاَّ ظِلُّ عَرْشِكَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ غَيْرُكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Rukn-i şami'de şöyle der.

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ حَجًّا مَبْرُورًا وَذَنْبًا مَغْفُورًا وَسَعْيًا مَشْكُورًا وَتِجَارَةً لَنْ تَبُورُ بِرَحْمَتِكَ يَا عَزِيزُ يَا غَفُورُ

Tavafının tamamında şöyle der.

اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكُفْرِ وَالشَّكِّ وَالشِّرْكِ وَالنِّفَاقِ وَالْفَقْرِ وَالذُّلِّ وَسُوءِ اْلاَخْلاَقِ

Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim'de veya mescidden kolayına gelen yerde iki rekat namaz kılar. Erkek, kadın bütün müminlere dua eder. Bundan sonra şöyle der:

اَللّٰهُمَّ وَفِّقْنِى لِمَا تُحِبُّ وَتَرْضَى عَمَّا تَكْرَهُ وَتَسْخَطُ وَثَبِّتْنِى عَلَى مِلَّةِ نَبِيِّكَ وَخَلِيلِكَ اِبْرَاهِيمَ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ

Sonra Safa Tepesine doğru gider ve Safa Tepesine yükselir, Beytullah'a doğru yönelir ve ellerini kaldırır. Üç defa tekbir getirir اَللَّهُ اَكْبَرُ her tekbirden sonra

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَلاَ نَعْبُدُ اِلَّا اِيَّاهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى صَدَقَ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ اْلاَحْزَابَ وَحْدَهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ اِلَهًا وَاحِدًا اَحَدًا صَمَدًا لَمْ يَتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلاَ وَلَدًا اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ هَذَا حَجًّا مَبْرُورًا وَسَعْيًا مَشْكُورًا وَعَمَلاً مَقْبُولاً وَتِجَارَةً لَنْ تَبُورَ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Safa Tepesinden aşağı indiği zaman şöyle der:

اَللّٰهُمَّ اسْتَعْمِلْنِى لِسُنَّتِكَ وَسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَتَوَفَّنِى عَلَى مِلَّتِكَ وَمِلَّةِ رَسُولِكَ وَاَعِذْنِى مِنْ مُضِلاَّتِ الْفِتَنِ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Sa'y'inde Batn-ı Vadi'ye geldiğinde şöyle der:

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ اْلاَعَزُّ اْلاَكْرَمُ وَاهْدِنِى لِلَّتِى هِيَ اَقْوَمُ وَنَجِّنِى مِنْ حَرِّ جَهَنَّمَ فَاِنَّكَ تَعْلَمُ وَلاَ اَعْلَمُ

Sonra Merve Tepesine yükselir Beytullah'a bakar Safa tepesine iken söyledilerini aynen söyler. Bununla beraber hem Safa hem de Merve Tepelerinde şöylede der:

اَللّٰهُمَّ اعْصِمْنِى عَلَى دِينِكَ وَطَوَاعِيَّتِكَ وَطَوَاعِيَّةِ رَسُولِكَ وَجَنِّبْنِى مَعَاصِيكَ اَللّٰهُمَّ اِذْ هَدَيْتَنِى لِلْاِسْلاَمِ وَلاَ تَنْزِعْنِى مِنْهُ حَتَّى تَوَفَّنِى عَلَيْهِ اَللّٰهُمَّ يَسِّرْ لِىَ الْيُسْرَى وَجَنِّبْنِى الْعُسْرَى وَاغْفِرْ لِى فِى اْلآخِرَةِ وَاْلاُولىَ اَللّٰهُمَّ اَعِنِّى وَلاَ تُعِنْ عَلَيَّ وَانْصُرْنِى وَلاَ تَنْصُرْ عَلَيَّ وَاجْعَلْنِى لَكَ شَاكِرًا ذَاكِرًا وَاهِبًا اَوَّاهًا مُنِيبًا تَقَبَّلْ تَوْبَتِى وَاغْسِلْ حَوْبَتِى وَاهْدِ قَلْبِى وَسَدِّدْ لِسَانِى

Terviye günü olduğunda Mina'ya doğru yola çıkar, Mina'ya girdiğinde şöyle der:

هَذَا مِنِّى وَهُوَ مِمَّا دَلَّلْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ الْمَنَاسِكِ فَمَنَّ عَلَيْنَا بِجَوَامِعِ الْخَيْرَاتِ كَمَا مَنَنْتَ عَلَى اَوْلِيَائِكَ وَاَهْلِ طَاعَتِكَ وَاِنَّمَا اَنَا عَبْدُكَ نَاصَيْتَنِى بِيَدِكَ تَفْعَلُ بِى مَا اَرَدْتَ اَللّٰهُمَّ وَاِيَّاكَ اَدْعُو وَمِنْكَ اَرْجُو فَبَلِّغْنِى صَالِحَ اَمَلِى وَاغْفِرْ لِى ذَنْبِى وَقِنِى عَذَابَ النَّارِ

Arafat'a yöneldiği vakit şöyle der:

اَللّٰهُمَّ اِلَيْكَ تَوَجَّهْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَبِكَ اعْتَمَدْتُ وَاِيَّاكَ اَرَدْتُ اَسْأَلُكَ اَنْ تُبَارِكَ لِى فِى سَفَرِى وَاَنْ تَقْضِيَ لِى بِعَرَفَاتٍ حَاجَتِى وَاَنْ تَغْفِرَ لِى ذُنُوبِى يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ وَاِذَا وَقَفَ بِعَرَفَاتٍ يُكْثِرُ الثَّنَاءَ عَلَى اللّٰهِ تَعَالَى وَالصَّلاَةَ عَلَى النَّبِيِّ ص وَاْلاِسْتِغْفَارَ لِنَفْسِهِ وَلِلْوَالِدَيْنِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ

Arafat'ta genel olarak duası şu olmalıdır:

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ لاَ نَعْبُدُ اِلَّا اللّٰهَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ اَللّٰهُمَّ اِنَّكَ قُلْتَ اُدْعُونِى اَسْتَجِبْ لَكُمْ وَاَنْتَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ اَللّٰهُمَّ وَهَذَا مَقَامُ الْمُسْتَجِيرِ الْعَائِذِ بِكَ مِنَ النَّارِ فَاَخْرِجْنِى مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ وَاَدْخِلْنِى الْجَنَّةَ بِرَحْمَتِكَ اَللّٰهُمَّ اِذْ هَدَيْتَنِى لِلْاِسْلاَمِ فَلاَ تَنْزِعْهُ مِنِّى وَلاَ تَنْزِعْنِى مِنْهُ حَتَّى تَقْبِضَنِى وَاَنَا عَلَيْهِ وَوَفِّقْنِى لِمَا افْتَرَضْتَ عَلَيَّ وَاَعِنِّى عَلَى طَلَبِ رِضَاكَ وَاَدَاءِ حَقِّكَ وَاجْعَلْنِى مِنْ اَعْظَمِ عِبَادِكِ نَصِيبًا مِنْ خَيْرٍ تُقَسِّمُهُ فِى هَذِهِ الْمَعِيشَةِ بَيْنَ عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ مِنْ نُورٍ تَهْدِى بِهِ اَوْ رَحْمَةٍ تَنْشُرُهَا اَوْ رِزْقٍ تَبْسُطُهُ اَوْ ضُرٍّ تَكْشِفُهُ اَوْ بَلاَءٍ تَدْفَعُهُ اَوْ فِتْنَةٍ تَصْرِفُهَا اَللّٰهُمَّ آمِنْ رَوْعَتِى وَاسْتُرْ عَوْرَتِى وَاَقِلْنِى عَثْرَتِى وَاقْضِ عَنِّى دُيُونِى وَاغْفِرْ لِى وَلِوَالِدَيَّ وَقَرَابَتِى وَاَحِبَّتِى اَللّٰهُمَّ اِنَّكَ دَعَوْتَ اِلَى الْحَجِّ وَوَعَدْتَ الْمَغْفِرَةَ عَلَى شُهُودِ مَنَاسِكَكَ وَقَدْ اَجَبْنَاكَ وَلِكُلِّ وَفْدٍ جَائِزَةٌ فَاجْعَلْ جَائِزَتِى مِنْ مَوْقِفِى هَذَا اَنْ تَغْفِرَ لِى ذُنُوبِى وَيُؤتِيَنِى فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Arafat'tan Müzdelife'ye inerken şöyle der:

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِى الْمُلْكِ اَللّٰهُمَّ اِلَيْكَ اَفَضْتُ وَمِنْ عَذَابِكَ اَشْفَقْتُ وَاِلَيْكَ رَغِبْتُ وَمِنْكَ رَهَبْتُ فَاقْبَلْ نُسُكِى وَامْحَ حَوْبَتِى وَاعْظِمْ اَجْرِى وَزَوِّدْنِى التَّقْوَى وَسَلِّمْ دِينِى وَزِدْنِى عِلْمًا وَحِلْمًا

Müzdelife'ye geldiğinde şöyle der:

اَللّٰهُمَّ هَذَا جَمْعٌ اَسْاَلُكَ اَنْ تَرْزُقَنِى فِيهِ جَوَامِعَ الْخَيْرِ كُلِّهِ اَللّٰهُمَّ رَبَّ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَرَبَّ الرُّكْنِ وَالْمَقَامِ وَرَبَّ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَرَبَّ الْحِلِّ وَالْحَرَامِ اَسْأَلُكَ اَنْ تُبْلِغَ رُوحَ مُحَمَّدٍ مِنِّى السَّلاَمَ اَسْأَلُكَ بِنُورِ وَجْهِكَ الْكَرِيمِ اَنْ تَغْفِرَ لِى ذُنُوبِى وَتَرْحَمَنِى وَتَجْمَعَ عَلَى الْهُدَى اَمْرِى وَتَجْعَلَ التَّقْوَى زَادِى وَذُخْرِى وَالْجَنَّةَ مَآبِى وَهَبْ لِى رِضَاكَ عَنِّى فِى الدُّنْيَا وَاْلآخِرَةِ مَنْ هُوَ خَيْرٌ كُلُّهُ اَعْطِنِى مِنَ الْخَيْرِ كُلِّهِ وَاصْرِفْ عَنِّى الشَّرَّ كُلَّهُ اَللّٰهُمَّ حَرِّمْ لَحْمِى وَعَظْمِى وَشَحْمِى وَسَائِرَ جوَاَرحِى عَلَى النَّارِ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Cemrelere taş attığı zaman her taş atarken tekbir getirir ve şöyle der:

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ حَجًّا مَبْرُورًا وَذَنْبًا مَغْفُورًا وَسَعْيًا مَشْكُورًا

Kurbanını kesmek için kıblaye çevirdiği zaman şöyle der:

وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِى فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ حَنِيفًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ اِنَّ صَلاَتِى وَنُسُكِى وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا اَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ اَللّٰهُمَّ هَذَا مِنْكَ وَلَكَ وَاِلَيْكَ اَللّٰهُمَّ تَقَبَّلْهُ مِنِّى كَمَا تَقَبَّلْتَ مِنْ اِبْرَاهِيمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ بِفَضْلِكَ وَجُودِكَ يَا اَكْرَمَ اْلاَكْرَمِينَ

Tıraş olurken şöyle der:

اَللّٰهُمَّ بَارِكْ فِى نَفْسِى وَاغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَاجْعَلْ لِى بِكُلِّ شَعْرَةٍ مِنْهَا نُورًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Sonra Mekke'ye gelir ve Sader (dönüş-veda) tavafını yapar. Zemzem suyundan içer. Zira Zemzem suyu her hastalığa deva ve her belaya şifadır. Zemzem suyunu içerken şöyle der:

اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَسْأَلُكَ رِزْقًا وَاسِعًا وَعِلْمًا نَافِعًا وَشِفَاءً مِنْ كُلِّ دَاءٍ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ اَللّٰهُمَّ هَذَا غِيَاثُ وَلَدِ اِبْرَاهِيمَ خَلِيلِكَ فَاَغِثْنِى مِنْ كَذَا

Mültezem'de durduğu zaman elini Kabe kapısının eşiğine doğru kaldırır ve şöyle dua eder:

اَلسَّائِلُ بِبَابِكَ يَسْئَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ وَمَغْفِرَتِكَ وَيَرْجُو رَحْمَتَكَ وَيُكْثِرُ التَّضَرُّعَ وَالدُّعَاءَ

Beytullah'a veda ederken şöyle der:

اَللّٰهُمَّ لَكَ حَجَجْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَلَكَ اَسْلَمْتُ وَاِيَّاكَ اَرَدْتُ فَتَقَبَّلْ نُسُكِى وَاغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَكَفِّرْ عَنِّى سَيِّآتِى وَاسْتَعْمِلْنِى فِى طَاعَتِكَ اَبَدًا مَا اَبْقَيْتَنِى وَاَعِذْنِى مِنَ النَّارِ اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَسْتَوْدِعُكَ دِينِى وَاَمَانَتِى وَخَوَاتِيمَ عَمَلِى فَاحْفَظْهَا عَلَيَّ وَعَلَى كُلِّ مُؤْمِنٍ وَمُؤْمِنَةٍ اِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاءِ اَللّٰهُمَّ لاَ تَجْعَلْ هَذَا آخِرَ الْعَهْدِ مِنْ بَيْتِكَ وَارْزُقْنِى الْعَهْدَ اِلَيْهِ وَاَحْسِنْ اَوْبَتِى حَتَّى تَبْلُغَنِى اَجَلِى وَاكْفِنِى مُؤْنَتِى وَمُؤْنَةِ عِيَالِى وَجَمِيعُ خَلْقِكَ آيِبُونَ تَائِبُونَ عَابِدُونَ سَاجِدُونَ وَلِلرَّبِّ حَامِدُونَ صَدَقَ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ اْلاَحْزَابَ وَحْدَهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ

Peygamber Efendimiz'in kabri şerifini ziyaret etmek için Medine'ye geleceği zaman sukunet ve vakar ile gelir. Çünkü Medine Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'ın mahallidir. Vahyin indiği yerdir, meleklerin nazil olduğu yerdir. Rivayet edilmiştir ki, kıyamete kadar her gün yetmişbin melek iner ve Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in kabrini kuşatır. Medine'ye girdiği zaman şöyle der:

اَللّٰهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ وَمَا اَظْلَلْنَ وَرَبَّ اْلاَرَضِينَ وَمَا اَقْلَلْنَ وَرَبَّ الرِّيَاحِ وَمَا ذَرَيْنَ اَسْئَلُكَ خَيْرَ هَذِهِ الْبَلْدَةِ وَخَيْرَ اَهْلِهَا وَخَيْرَ مَا فِيهَا وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّهَا وَمِنْ شَرِّ مَا فِيهَا وَشَرِّ اَهْلِهَا اَللّٰهُمَّ هَذَا حَرَمُ رَسُولِكَ فَاجْعَلْ دُخُولِى فِيهِ وِقَايَةً مِنَ النَّارِ وَاَمَانًا مِنَ الْعَذَابِ وَسُوءِ الْحِسَابِ

Mescid-i Nebevi'ye girdiği zaman şöyle der:

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِى ذُنُوبِى وَافْتَحْ لِى اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنِى الْيَوْمَ مِنْ اَوْجَهِ مَنْ تَوَجَّهَ اِلَيْكَ وَاَقْرَبِ مَنْ تَقَرَّبَ اِلَيْكَ وَاَنْجَحِ مَنْ دَعَاكَ وَابْتَغِى رِضَاكَ

Sonra mescidden dilediği yerde iki rekat namaz kılar ve kabr-i şerif'e doğru sukunet üzere gider ve kabre vardığında şöyle dua eder:

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اللّٰهِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَشْهَدُ اَنَّكَ رَسُولُ اللّٰهِ قَدْ بَلَّغْتَ الرِّسَالَةَ وَاَدَّيْتَ اْلاَمَانَةَ وَنَصَحْتَ اْلاُمَّةَ وَجَاهَدْتَ فِى اَمْرِ اللّٰهِ حَتَّى قَبَضَكَ اللّٰهُ تَعَالَى حَمِيدًا مَحْمُودًا فَجَزَاكَ اللّٰهُ عَنْ صَغِيرِنَا وَكَبِيرِنَا خَيْرَ الْجَزَاءِ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ اَفْضَلَ الصَّلاَةِ وَاَزْكَاهَا اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ نَبِيَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ اَقْرَبَ النَّبِيِّينَ وَاَعْطِهِ الدَّرَجَةَ وَالْوَسِيلَةَ وَاَوْرِدْنَا حَوْضَهُ وَاَسْقِنَا بِكَاْسِهِ وَارْزُقْنَا شَفَاعَتَهُ وَاجْعَلْنَا مِنْ رُفَقَائِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ اَللّٰهُمَّ لاَ تَجْعَلْ هَذَا آخِرَ الْعَهْدِ مِنْ قَبْرِ نَبِيِّنَا ص وَارْزُقْنَا الْعَوْدَ اِلَيْهِ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَاْلاِكْرَامِ

Ebu Bekir Sıddık ve Hz. Ömer (Radıyallahu anhuma)'e de dua eder. Medine'de bulunduğu süre içerisinde çokca namaz kılar. Çünkü eserlerde şöyle gelmiştir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in mescidinde bir namaz, ondan başka mescidlerde kılınan bin namaza denktir.

Yukarıda zikretmiş olduğumuz duaların bazısı Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet edilmiştir. Bazısıda sahabi ve tabiun'dan rivayet edilmiştir.

Bu kitabın hazırlanmasında şu eserlerden yaralanılmıştır.

1. İmam-ı Kasani-El- Veda Bedaiu's Sanai

2. İmam-ı Mergınani-El-Hidaye Bidayetu'l Mübtedi

3. İbn-i Abidin-Reddu'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar

4. Şeyh Nizamüddin ve Heyet El-Feteva-i Hindiyye

5. İbn-i Nüceym-El Bahrü'r Raik

6. Mecmau'l Enhur-Damat

7. El-Haniyye

8. Vehbe Zuhayli-El-Fıhu'l İslami ve edilletuhu

9. İbn-i Humam-Fethü'l Kadir

1 Bu hadis-i şerifi Tirmizi, Ebu Davut, İbn-i Mace ve Nesai rivayet etmiştir.

2 Lugattan bakılacak