- •1) Müslüman olmak.
- •2) Buluğa ermiş olmak.
- •3) Akıllı olmak
- •4) Hür olmak
- •5) Haccın farz olduğunu bilmek.
- •6) Haccın meydana geleceği bir vaktin bulunması.
- •1) Sağlıklı olmak:
- •4) Bulunduğu yer ile Mekke arasında Seferi mesafe olması durumunda kadının yanında eşinin veya mahreminin bulunması.
- •2) Haccın edasına hissi bir engelin bulunmaması
- •3) Yol emniyeti
- •İhrama nasıl girilir?
- •İhram Yasakları
- •İhramlıya Yasak olup Haccı Bozan Şey
- •Vacip Oluşu
- •Vucup Şartları
- •İhsarın Hükmü
- •İhramdan Çıkmanın Caiz olması
- •İhramdan Çıkmanın Hükmü
- •İhramdan Çıkmanın Caiz Oluşu
- •İhsarın Ortadan Kalkmasının Hükmü
- •İfrat haccinin yapilişi
- •İhrama girince şu fiillerden kaçınır.
- •Vekaletin Caiz Olma Şartları
- •Vekil ne ile vekalete muhalefet etmiş olur. Ve muhalefet ettiği zaman hükmü.
İhrama nasıl girilir?
Hac veya umreye ya da her ikisine birden ikisine birden niyet ederek telbiye getirmekle kişi ihrama girmiş olur.
Şayet bir kimse, sadece hacca veya umreye yahut hac ve umreye niyet ederse ihrama girmiş olmaz. Telbiyede getirmesi lazımdır. Sadece telbiye getirip niyet etmezse de ihrama girmiş olmaz.
لَبَّيْكَ اللّٰهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ اِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ
"Davetine sözüm ve özümle geldi Allâhım, emrin başüstüne, davetine sözüm ve özümle geldim ey ortaksız olan sen! Emrin başüstüne hamd senin, nimet senin, mülk de senin yoktur senin ortağın."
Bir kimse niyet edip telbiye getirdikten sonra ihrama girmiş olur. Artık ihramdan çıkamaz. Ancak hangi ibadet için ihrama girmişse (Örneğin, umre veya hac veya umre-hac) onu yerine getirirse ihramdan çıkar. Ancak ihramına girdiği haccı kaçırırsa o zamanda umre fiiliyle ihramdan çıkar. Yine ihrama girdikten sonra herhangi bir englleme sebebiyle muhsar olursa (bunun hakkında tafsilat gelecektir) Harem'de kesilmek üzere bir hedy gönderir ve o hedy Harem'de kesildiği zaman ihramdan çıkar.
Şayet zimmetinde hac olduğunu zannederek ihrama girse, sonra zimmetine hac olmadığını anlasa, devam eder. Onu iptal etmesi caiz değidir. Eğer iptal ederse, kazası vacip olur. Çünkü ihramı bozmak meşru değildir.
Bir kimse niyet ettikten sonra telbiyeyi söylemediği için onun yerine halis zikir olan "Sübbhanellah" ve "Elhamdulillah" ve benzerini söylese ve bununla ihrama niyet etse ihrama girmiş olur. Hatta telbiyeyi güzel yapsın veya yapmasın yine ihrama girmiş olur.
Telbiye veya diğer halis zikirleri arapça olarak güzel söyleyebilsin veya söyleyemesin başka bir lisan ile bunları söylerse yine ihrama girmiş olur. Arapça olarak söylemek daha faziletlidir.
Bir kimse ihrama niyet edip اَللّٰهُمَّ dese, başka bir şey söylemese ihrama girmiş olur mu, yoksa olmaz mı? Kim ki tekbir yerine اَللّٰهُمَّ demekle namaza başlanır demiştir, ona göre ihrama da girmiş olur. Başlanmaz diyene göre ihrama girilmiş olmaz. "Fetava-ı Kadıhan" da da böyledir.
Bir kimse devenin boynuna gerdanlık takıp onu Harem'e doğru sevkeder ve kendiside hacca niyet ederek onunla beraber Harem'e yönelirse telbiye getirmesede ihrama girmiş olur. Gerdanlık taktığı devenin nafile, adak, av cezası veya onun benzeri olması eşittir.
Gerdanlık taktığı deveyi bir adamla Harem'e göderir, fakat kendisi onunla beraber Harem'e yönelmez, daha sonra yönelirse, yolda ona yetişinceye kadar ihrama girmiş olmaz. Ancak mut'a veya kıran hedyi olursa önceden gönderdiği hedye yetişmeden sadece Harem'e yönelmesiyle ihrama girmiş olur.
Niyet ihramın şartıdır. (Bazıları rûkun olduğunu söylemişlerdir) ihrama niyet etmeksizin sadece telbiye getirmekle ihrama girilmiş olmaz. Aynı şekilde telbiye veya onun yerini tutan halis zikir veya hedy sevketme yahut deveye gerdanlık takma olmadıkça sadece ihrama niyetle ihrama girilmiş olmaz.
İhrama girmek isteyen kimsenin tırnaklarını kesmesi, bıyığını kırpması ve kasığını tıraş etmesi menduptur. Ondan sonra abdest alır veya gusleder, gusletmesi daha faziletlidir. Buradaki gusulden maksat temizlenmektir. Bu nedenle hayızlı olan veya lohusa olan kadınlarda gusleder. İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'ın rivayet ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor.
اَنَّ النُّفَسَاءَ وَالْحَائِضَ تَغْتَسِلُ وَتُحْرِمُ وَتَقْضِى الْمَنَاسِكَ كُلَّهَا غَيْرَ اَلاَّ تَطُوفَ بِالْبَيْتِ
"Lohusa ve aybaşı olan kadınlar gusleder, ihrama girer ve (hac ve umreyle ilgili) bütün vazifeleri yerine getirirler. Ancak Kâbeyi tavaf etmezler" (Ebu Davud, Tirmizi)
Ayrıca Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Umeys kızı Esma'ya yıkanmasını emretmiştir.
İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anh) den şöyle dediği rivayet edilmiştir.
مِنَ السُّنَّةِ اَنْ يَغْتَسِلَ اِذَا اَرَادَ اَنْ يُحْرِمَ
"Bir kimse ihrama girmek istediği zaman gusletmesi sünnettendir." (Fethul Kadir)
İhrama girmeden önce, hanımıyla yolculuk yapıyorsa veya evinden ihrama girecekse onunla ilişkide bulunması uygundur. Çünkü gerek hanımı gerekse kendisi için ileriye dönük bir faydalanma hasıl olur.
İhrama girmeden önce gusletmek sadece temizlik için olunca, su bulunamadığı zaman gusletme yerine teyemmüm yapılmaz.
Guslettikten sonra yeni veya yıkanmış beyaz renkte üst ve alt peştemal giyer. Bunların beyaz ve yeni olması daha faziletlidir. Yıkanmış olurlarsa da caizdir. Avretini örten tek bir elbise giyse de caizdir.
Üst peştemalı sağ koltuk altından geçirip uçlarını sol omzunun üstüne atar. Sağ omzu açık bir vaziyette kalır.
Erkekler ihramlı oldukları süre içerisinde sadece bu iki peştemalı kuşanırlar. Bunun dışında dikişli hiçbirşey giymezler. Sadece ayaklarına terlik giyerler. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
وَلْيُحْرِمْ اَحَدُكُمْ فِى اِزَارٍ وَرِدَاءٍ وَنَعْلَيْنِ فَاِنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ وَلْيَقْطَعْهُمَا اَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ
"Sizden biriniz bir izar (alt peştemal) ve rida (üst peştemal) ve bir çift terlikle ihrama girsin. Eğer terlik bulamazsa ili mest giysin ve onları topuk aşağısından kessin. (Bu hadisi İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anh)'den Ahmed rivayet etmiştir. Fıkh-ul İslami ve edilletuhu)
İhrama girmeden önce koku sürünür. İmam-ı Muhammed (Rahimehullâh)'den ihramdan sonra eseri kalan misk ve galiye gibi kokuları kerih gördüğü rivayet edilmiştir. Sahih olan görüş ihramdan önce vucuduna her türlü koku sürmesinin caiz olduğudur.
Hz. Aişe (Radıyallâhu Anh)'nin hadisi şöyledir:
كُنْتُ اُطَيِّبُ النَّبِيَّ ص عِنْدَ اِحْرَامِهِ بِاَطْيَبِ مَا اَجِدُ
"İhrama girme vaktinde bulabildiğim en güzel koku ile Nebi (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'yi kokulardım" (Buhari, Müslim)
Kokunun eserinin ihramdan sonra devam etmesinin caiz olduğuna delil Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha)'nin şu sözleridir:
كَأَنِّى اَنْظُرُ اِلَى وَبِيصِ الْمِسْكِ فِى مَفْرِقِ رَسُولِ اللّٰهِ ص
"Sanki ben Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'ın başının ortasında kokunun parıltısını görüyorum." (Fıkhu'l İslami ve edilletuhu)
Elbiseye aynı kalıcı olan koku sürmek caiz değildir.
Sonra ihrama girecek olan bu kişi iki rekat namaz kılar.
Cabir (Radıyallâhu Anh)'den rivayet edilmiştir ki:
اَنَّ النَّبِيَّ ص صَلَّى بِذِى الْحُلَيْفَةِ رَكْعَتَيْنِ عِنْدَ اِحْرَامِهِ
"Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Zülhüleyfe'de ihramı esnasında iki rekat namaz kılmıştır. (Hidaye)
İlk rekatta Fatiha'dan sonra Kafirun, ikinci rekatta Fatiha'dan sonra İhlas suresini okursa Peygamber Efendimiz'in fiiline uymuş olur. En faziletli olan budur.
Şayet mekruh vakit içerisinde ihrama giriyorsa bu iki rekat namazı kılmaz. O vaktin farzı ona kifayet eder. "Bahrurraik" isimli eserde de böyledir.
İhrama girecek olan bu kişi
a) Sadece hac yapacaksa iki rekat namazdan sonra,
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اُرِيدُ الْحَجَّ فَيَسِّرْهُ لِى وَتَقَبَّلْهُ مِنِّى
"Allâh'ım! Ben hac yapmak istiyorum, onu bana kolay eyle ve benden kabul buyur." der
b) Sadece umre yapacaksa, iki rekat namazdan sonra,
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِى وَتَقَبَّلْهَا مِنِّى
"Allâh'ım! Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolay eyle ve benden kabul buyur." der.
c) Hacc'ı temettu yapacaksa, iki rekat namazdan sonra,
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِى وَتَقَبَّلْهَا مِنِّى
"Allâh'ım! Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolay eyle ve bende kabul buyur." der.
d) Hacc'ı kıran yapacaksa iki rekat namazdan sonra,
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اُرِيدُ الْعُمْرَةَ وَالْحَجَّ مَعًا فَيَسِّرْهُمَا لِى وَتَقَبَّلْهُمَا مِنِّى
"Allâh'ım! Ben umre ve haccı beraber yapmak istiyorum onları bana kolay eyle ve benden kabul buyur." der
e) Şayet başkası adına hacc edecekse, iki rekat namazdan sonra,
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اُرِيدُ الْحَجَّ عَنْ فُلاَنٍ فَيَسِّرْهُ لِى وَتَقَبَّلْهُ مِنِّى
"Allâh'ım! Ben falanca (kimin adına hacc edecekse onun adını söyleyecektir) yerine hacc yapmak istiyorum, onu bana kolay eyle ve benden kabul buyur." der.
Kalbi ile niyet edip diliyle söylemezse kabul olur. Ancak diliylede söylerse evla olanı yapmış olur. Konuşamayan kimse dilini hareket ettirir. Çünkü bütün ibadetlerde niyet şarttır.
İhrama girecek olan kişi bu anlattıklarımızı yaptıktan sonra "Telbiye" getirir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in telbiyeyi ne zaman getirdiği hususunda alimler ihtilaf etmiştir. İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan gelen rivayete göre namazın peşinden telbiye getirmiştir. O rivayet şudur:
اَنَّ النَّبِيَّ ص لَبَّى فِى دُبُرِ صَلاَتِهِ
"Nebi (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) namazın peşinden telbiye getirmiştir" (Feth'ul Kadir)
İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anh)'den gelen rivayete göre ise develerine bindikleri zaman telbiye getirmişlerdir. İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'a bu ihtilaf sorulunca şöyle demiştir: Bu hususta bizim bildiğimiz herkesten çoktur. Nebi (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bir defa hacc etmiştir. Namaz kıldıktan sonra devesine bindiği zaman ve sahrada telbiye getirmiştir. İnsanlar bölük bölük gelmekte idiler. Namazdan sonra gelenler o şekilde hıfzedip o şekilde naklettirler. Devesine bindiğinde telbiye getirdiğini işitenler o şekilde naklettiler. İhtilafın sebebi budur. En faziletlisi telbiyeyi namazdan sonra söylemektir.
Telbiye:
لَبَّيْكَ اَللّٰهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ اِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ
(Manasını yukarıda zikretmiştik.)
Şayet bir kimse telbiye getirmekten aciz ise emriyle başka biri onun yerine telbiye getirebilir. Hatta bir kimse farz hacc yapmak niyetiyle Mekke'ye yönelse (Oraya doğru yola çıksa) ve üzerine baygınlık gelse önceden yerine telbiye getirmelerini emretmiş olduğu arkadaşları onun yerine telbiye getirseler caizdir. Yani o kişi ihrama girmiş olur. Şayet arkadaşlarına açık bir şekilde emretmemiş ise ve arkadaşları onun adına telbiye getirmişlerse yine de caiz olur. Bu Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'nin görüşüdür. Ebû Yûsuf İmam-ı Muhammed (Rahimehumellâh)'e göre caiz olmaz. Bu iki imamın gerekçesi şudur: İnsan için ancak çalıştığı vardır. Bu baygın kişiden çalışma bulunmamıştır. Çünkü başkasının fiili gerçekte onun fiili değildir. Başkasının fiilinin takdiren baygın olanın fiili sayılması ancak ona emretmesiyle olur. Halbuki burada emretmesi olmamıştır.
Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'nin gerekçesi ise şudur: Burada baygın haldeki kişinin arkadaşlarına emri delaleten bulunmaktadır. Delaleten bulunan "arkadaşlık akdidir." Çünkü Kâbe'ye yönelen arkadaşlarından her biri diğerine hacc işi hususunda aciz olduğu şeyler ona yardım etmesine dair izin verimiştir. O halde burada emretmek delaleten mevcuttur. Bir insanın çalışmasının başkası için kılınması (emir olması takdirinde) caizdir.
Telbiye bir davete icabettir. Bu hususta ihtilaf yoktur. Fakat davet eden kimdir? Bu hususta ihtilaf vardır. Bazılarına göre davet eden "Allâh" tır. Bunların delili şu ayeti kerimedir:
قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ
"Rasulleri onlara şöyle demiştir: "hiç gördükleri ve yeri yaratan Allâh (cellecelâlühû) birliğinde şüphe edilir mi. O günahlarınızı bağışlamak için sizi çağırıyor." (İbrahim, 14)
Bazılarına göre davet eden Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'dir. Onların delili şudur:
اِنَّ سَيِّدًا بَنَى دَارًا وَاتَّخَذَ فِيهَا مَأْدُبَةً وَبَعَثَ دَاعِيًا
"Gerçek şu ki bir efendi bir bina yaptı orada bir ziyafet hazırladı ve davetçi gönderdi." (Darimi)
En doğrusu davetçinin İbrahim (Aleyhisselâm) olmasıdır. O, Kâbeyi bina ettiğinde:
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَاْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَاْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍ
"Bütün insanlara haccı ilan et; gerek yaya olarak gerek her uzak yoldan yaya olarak senin huzuruna gelsinler" (el-Hacc, 22)
Sözü ile insanları hacca davet etmekle emrolunmuş. Ya Rabbi! Nasıl davet edeyim? diye niyaz ettiğinde, "Ey İnsanlar! Rabbinize icabet edin" diye kendisine nida edilince Ebu Kubeys dağına çıkarak "Ey İnsanlar! Rabbinize icabet edin" demiştir. (Mevkufat)
Telbiye getirmede zikrettiğimiz "Telbiye" lâfızlarından daha azını söylememelidir. Bunun üzerine ziyade yapmak caizdir. İmam-ı Şafiî ziyade yapılmaz demiştir. Bizim delilimiz: İbn-i Mesud, İbn-i Ömer ve Ebu Hureyre (Radıyallâhu Anhuma)'nin Peygamber Efendimiz'in söylediğine ilave etmiş olmalarıdır. İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anh) Telbiye'ye şu ilaveyi yapmıştır:
لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ بِيَدَيْكَ وَالرَّغْبَاءُ اِلَيْكَ وَالْعَملُ
"Tekrar icabet sana, tekrar icabet sana, taatına takrar tekrar müsaade, hayır senin elindedir. Tekrar icabet sana, dilek sana, amel sana." Bu şekilde ziyade yapmak güzeldir.
Bir kimse kıran veya ifrad haccını murad ederek telbiye getirdiği zaman, hangisini murad ettiyse ona ihrama girmiş olur. Bunu ihrama girerken söylemese de böyledir. Çünkü niyetin mahalli kalptir. Kıran veya ifrad haccını murad etmesi kalbinden bunu geçirmesi demektir. Niyet ve telbiye bulunduğuna göre kabinden hangisini geçirdiğiyle telbiye getirmekle onun ihramına girmiş olur.
İmam-ı Muhammed (Rahimehullâh)'den rivayet edilmiştir ki, bir insan haccı murad ederek sefere çıkar ve niyet ona hazır olmadan ihrama girerse İmam-ı Muhammed (Rahimehullâh) demiştir ki bu, hacc'dır. İmam-ı Muhammed (Rahimehullâh)'e soruldu ki, hiçbir niyet olmaksızın sefere çıksa ve hiçbir şeye niyet etmeden ihrama girse, bu kişinin durumu nedir? İmam-ı Muhammed ona şöyle demiştir: Beytullah'ı tavaf etmedikçe ihramını dilediğine sayar. Eğer bir tavaftan bir tur yaparsa, ihramı umre için olur. "Muhit el-Serahsi" de de böyledir. Eğer tavaf etmemişse hanımıyla ilişkide bulunmuş veya muhsar olmuşsa (yani Kâbe'ye gitmesi engellenmişse) umre ihramına girmiş sayılır. Çünkü bu durumda kaza vacip olmuştur. Bu yüzden daha az ve kesin olanı vacip kıldık. O da umredir.
Üzerinde hacc farz olan bir kimse hacca ihrama girse fakat ne farza ne de nafileye niyet etmese, yaptığı hacc farz hacc yerine geçer. Farz hacc mutlak niyetle eda edilir. "Zahiriye" de de böyledir.
Bir kimse ihrama girse ne hacca ne de umreye niyet etmemiş olsa, sonra hacca ihrama girse birinci ihramı umre için olur. İkinciyle umre ihramına girse, birincisi hacc ihramı olur, ikinci ihramla hiçbirşeye niyet etmese bu kişi kıran haccı yapan olur.
Bir kimse umreye niyet ederek hac için telbiye getirse veya hacca niyet ederek umre için telbiye getirse niyet ettiği gibidir.
Bir adam bir şeyin ihramına girse fakat onu unutsa, ona hac ve umre lazım gelir.
İki şeyin ihramına girse fakat onları unutsa, ona hacc ve umre lazım gelir.
Darekutni, telbiyeden sonra şu duanın yapılacağını rivayet etmiştir.
اَللّٰهُمَّ اَعِنِّى عَلَى اَدَاءِ فَرَائِضِ الْحَجِّ وَتَقَبَّلْهُ مِنِّى وَاجْعَلْنىِ مِنَ الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لَكَ وَآمَنُوا بِوَعْدِكَ وَامْتَثَلُوا اَمْرَكَ وَاجْعَلْنِى مِنْ وَفْدِكَ الَّذِينَ رَضِيتَ عَنْهُمْ وَارْتَضَيْتَ وَقَبِلْتَ اَللّٰهُمَّ لَكَ قَدْ اَحْرَمَ شَعْرِى وَبَشَرِى وَلَحْمِى وَدَمِى وَمُخِّى وَعِظَامِى
"Allâhım! Beni hac farzlarını eda etmeme yardımcı ol. Onu benden kabul et. Beni davetine icabet edenlerden va'dine güvenip emrine sarılanlardan eyle. Beni razı olduğun seçtiğin ve kabul ettiğin kimselerden eyle. Allâhım! Kılarım, derim, etim, kanım, iliğim ve kemiğim senin için ihrama girmiştir."
