- •1) Müslüman olmak.
- •2) Buluğa ermiş olmak.
- •3) Akıllı olmak
- •4) Hür olmak
- •5) Haccın farz olduğunu bilmek.
- •6) Haccın meydana geleceği bir vaktin bulunması.
- •1) Sağlıklı olmak:
- •4) Bulunduğu yer ile Mekke arasında Seferi mesafe olması durumunda kadının yanında eşinin veya mahreminin bulunması.
- •2) Haccın edasına hissi bir engelin bulunmaması
- •3) Yol emniyeti
- •İhrama nasıl girilir?
- •İhram Yasakları
- •İhramlıya Yasak olup Haccı Bozan Şey
- •Vacip Oluşu
- •Vucup Şartları
- •İhsarın Hükmü
- •İhramdan Çıkmanın Caiz olması
- •İhramdan Çıkmanın Hükmü
- •İhramdan Çıkmanın Caiz Oluşu
- •İhsarın Ortadan Kalkmasının Hükmü
- •İfrat haccinin yapilişi
- •İhrama girince şu fiillerden kaçınır.
- •Vekaletin Caiz Olma Şartları
- •Vekil ne ile vekalete muhalefet etmiş olur. Ve muhalefet ettiği zaman hükmü.
2) Haccın edasına hissi bir engelin bulunmaması
Haccın vucub şartları tahakkuk ettiği halde hapiste olan bir kimseye veya zalim sultan tarafından hacca gitmesi engellenen kimseye haccetmek vacip değildir. Bazıları bu şartında haccın vucub şartı olduğunu söylemişlerdir.
SORU: Bir şartın haccın vucub şartı olmasıyla vucubu'l eda şartı olması arasındaki fark nedir?
CEVAP: Bir kimse için vucub şartlarından biri tahakkuk etmesse o kimse hac etmemişse hac için vasiyette bulunması gerekmez. Çünkü hac ile yükümlü sorumlu olmamıştır. Bir kimse için vucubu'l eda şartlarından biri tahakkuk etmeyecek olursa ve hac da yapmamışsa, adına haccedilmesini vasiyet etmesi gerekir. Çünkü bu kimse için haccın vucub şartları tahakkuk etmiştir. Bu nedenle hac zimmetindedir. Ondan sorumludur. O sene yapamadıysa seneye yaşayıp yaşamayacağı belli değildir. Zimmetinde olan bu sorumluluk yani hac için vasiyet etmelidir. Yükümlülüğü yerine getirme şartı yoktur diye yükümlülük ortadan kalkmaz.
3) Yol emniyeti
Yol emniyeti vucubu'l edanın şartıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) istitaat'ı "azık ve binek" olarak tefsir etmiştir. Yol emniyetini zikretmemiştir.
Bazıları yol emniyetinin vucub şartı olduğunu söylemişlerdir. Gerekçeleri şudur: Allâh-u Teala hac için "istitaat" (güç yetirmek)'ı şart kılmıştır. Yol emniyeti olmaksızın "istitaat" olmaz. Nasıl ki "azık ve binek" olmaksızın "istitaat" olmuyorsa. Bu şartın, "vucubu'l eda"nın şartı olduğunu söyleyenlerin gerekçe olarak ileri sürdüğü Peygamber Efendimiz istitaat'ı "azık ve binek" olarak tefsir etmiştir sözü savunduklarına gerekçe olamaz. Çünkü; görülmez mi ki Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) istitaat'ı tefsirde yol emniyetini zikretmediği gibi uzuvların sıhhatını ve sair hissi mailerin (engelleyicilerin) zail olmasını da zikretmemiştir.
Halbuki onlarda sahih olan görüşe göre haccın vucub şartlarındandır.
4) Bulunduğu yer ile Mekke arasında Seferi mesafe olması durumunda kadının yanında eşinin veya mahreminin bulunması.
Kadına kocası veya şartlarını birazdan beyan edecek olduğumuz mahremi hac yolculuğunda refakat etmedikçe hacca gidemez. Bu, biz Hanefilerin görüşüdür. Şafiilere göre bu şart değildir. Onlarda ağırlıklı olan görüşe göre güvenilir en az üç ve daha yukarı kadınlar bir grup oluştururlarsa farz olan haccı yanlarında mahremleri olmadan da yapabilirler. Şafiiler bu hususta "Oraya yol bulabilen herkesin Allâh için Kâbe'yi haccetmesi gerekir" (Al-i İmran, 97) ayet-i kerimesinin zahirini delil edindiler. Bu ayetteki insanlara hitap, erkek ve kadın herkesi kapsar. Kadının "azık ve bineği" olduğu zaman hacca güç getiren olur. Tıpkı erkekler gibi yanında güvenilir kadınlar olunca da fesattan emin olur ve hac farzı ona lazım gelir.
Hanefilerin bu husustaki delili şudur:
İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan rivayet edilmiştir ki Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
أَلاَ لاَ تَحُجَّنَّ اِمْرَأَةُ اِلاَّ وَمَعَهَا مَحْرَمٌ
"Sakın herhangi bir kadın, yanında mahremi olmadan haccetmesin" (Bedayi)
Başka bir hadis-i şerifte:
أَلاَ لاَ تَحُجَّنَّ اِمْرَأَةُ اِلاَّ وَمَعَهَا زَوْجٌ
"Sakın herhangi bir kadın yanında kocası olmadan haccetmesin" (Bu hadisi Darekutni rivayet etmiştir. )
Yine Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle rivayet etmiştir:
لاَ تُسَافِرُ اِمْرَأَةٌ ثَلاَثَةَ اَيَّامٍ اِلاَّ وَمَعَهَا مَحْرَمٌ اَوْ زَوْجٌ
"Kadın yanında mahremi veya kocası bulunmadıkça üç günlük (yani seferi mesafe) yolculuğa çıkmasın." (Buhari, Müslim)
Bir kadınla beraber mahremi veya kocası bulunmazsa o kadının emniyeti hususunda emin olunulamaz. Bu sebepten kadının tek başına seferi mesafeye çıkması caiz değildir. Şafiilerin dediği en az üç ve daha fazla kadının grup oluşturması, kadınlar için emniyeti artıran değil, bilakis daha zayıf hale getiren bir durumdur. Bu sebeple yabancı (yani mahrem olmayan ) bir kadınla, kapalı alanda başbaşa kalmak caiz değildir. Velev bu kadının yanında başka kadın bir bulunsun farketmez.
Yukarıda yazdığımız şafiilerin delil getirdikleri ayet-i kerime, kocasız veya mahremsiz olan kadınları kapsamaz. Çünkü kadın hac yolculuğu boyunca inmek, binmek ve benzeri birtakım fiillre güç yetiremez. Bu fiillerde ona yardımcı olacak birine ihtiyaç vardır. Bu kişi ancak kocası veya mahremi olabilir. Bu durumda kadın hacca güç yetiren değildir.
Şayet mahrem veya koca, kadınla beraber hacca gitmek istemezlerse buna zorlanamazlar.
Bir kadının kocası veya mahremi azık ve binek masrafından dolayı, bu kadınla haccetmekten imtina ediyorda, kadının beraberinde getireceği kocası veya mahreminin nafakasını temin etmesi gerekli midir?
Muhtasaru'l Kerhi şerhinde Kuduri şöyle zikretmiştir: Kadına bu lazımdır. Kadının haccını mahremi veya kocasıyla beraber bizzat kendisi yapmalıdır. Çünkü mahrem veya koca kadının haccının zaruriyatındandır. (olmazsa olmazıdır) Tıpkı azık ve binek gibidir. Çünkü mahrem veya koca olmazsa kadına hac mümkün olmaz. Azık ve binek olmadan haccın mümkün olmaması gibi.
Azık ve bineği kocaya veya mahreme kendi mallarından gerekli kılmak mümkün değildir. O halde kadına kendi azık ve bineğini temin etmek lazım geldiği gibi, kocası veya mahreminin azık ve bineğini temin etmesi de lazımdır. (Fetva olan görüş budur)
Kadı, Muhtasar el-Tahavi şehrinde şöyle zikretmiştir: Kadına, kocasının veya mahreminin azık ve bineğini temin etmek lazım değildir. Ve bu kadına hac vacib olmaz. Çünkü bu şart, (yani kadının mahremi veya kocasının hac yolculuğunda yanında bulunması şartı) Kadı'ya göre haccın vucup (yükümlülük) şartıdır.
Bir insana, vucup şartının meydana getirmesi vacib olmaz. Bilakis şart bulunursa, o ibadet vacib olur. Yoksa olmaz. Görmezmisin ki fakir olan bir kimseye hac vacib olsun diye azık ve binek hazırlama vacibtir denilebilir mi? Elbette denilemez. Bu sebeple kocası ve mahremi olmayan bir kadının, hac yapabileceği bir adamla evlenmesi vacib değildir.
Bir kadının mahremi olsa, onunla beraber farz olan hac yolculuğuna kocasının izni olmadan çıkabilir. Şafiilere göre kocasının izni olmadan çıkamaz. Onlara göre kadın kocasından izin almadan yolculuğa çıkacak olursa, kocanın hakkı olan hanımdan istifade etme hakkını yok etmiş olur ki, kadın kocasının izni olmadıkça buna malik değildir.
Bizim delilimiz şudur: Kadın beraberce hacca gidebileceği mahremini bulunca, yol cihetinden Kâbe'yi haccetmeye güç yetirmiş olur. Çünkü kadın inmeye, binmeye ve diğer fiillere kadir olmuş ve korkulan şeylerden de emin olmuştur. Zira mahremi onu korur. Şafiilerin gerekçesi olan "kadın kocasından izin almadan mahremi ile beraber hac yolculuğuna çıkarsa, kocasının faydalanma hakkı fevt etmiş olur" sözüne gelince, buna cevap olarak şöyle deriz: Kocanın hanımından istifade etmesi farzlar hususunda istisna edilmiştir. Beş vakit namaz ve Ramazan orucunda olduğu gibi.
Kadın mahremiyle beraber nafile hac yapmak istese, kocası onu menedebilir. Nitekim nafile namaz ve nafile oruçtan da menedebilir.
Kadın ne kadar yaşlı olursa olsun, kocası veya mahremi olmadan hacca gidemez. Çünkü yukarıda rivayet etmiş olduğumuz hadis, genç ile yaşlı kadın arasında bir ayırım yapmamıştır.
KADINLA BERABER HACCA GİDECEK OLAN MAHREMİN SIFATI (NİTELİĞİ )
Bir kadının mahremi, akrabalık, süt etme veya evlilik sebebiyle ebedi olarak kadını nikahlaması caiz olmayan kişilerden olmalıdır. Çünkü ebedi olan haramlık halvet (başbaşa kalma) durumunda düşünülebilecek töhmeti ortadan kaldırır. Bundan dolayı şöyle demişlerdir: Eğer mahrem emin olunmayan bir kimse ise, kadının onunla beraber sefere çıkması caiz değildir.
Mahremin hür veya köle olması eşittir. Çünkü köle olmak mahrem olmaya zıt değildir.
Mahremin müslüman, zimmi (islam diyarında yaşayan gayr-ı müslim) veya müşrik olması da eşittir. Çünkü zimmi ve müşrik de mahremlerini korurlar. Ancak mahrem mecusi (ateşe tapan) olamaz. Çünkü mecusi, mahremlerini nikah etmenin caiz olduğuna inanmaktadır.
Meşayıh demiştir ki: Henüz ihtilam olmamış çocuk veya kendinde olmayan deli mahrem olamaz. Çünkü seferde mahrem kadını korumak içindir. Bunlar ise kadını koruyamazlar.
Müştehat (dokuz yaşında ) olmayan kız çocuğu mahremsiz olarak sefere çıkabilir. Şehvet sınırına ulaştığı zaman (yani müştehat olduğu zaman) mahremsiz sefere çıkamaz.
Bir kadın için mahrem veya koca, kadının bulunduğu yer ile Mekke arasında üç günlük veya daha fazla mesafe olduğu zamandır. (Yani en az seferi mesafe bulunduğu zamandır) Şayet mesafe seferi mesafeden az olursa, kadın mahremsiz haccedebilir. Çünkü mahrem sefer için şart kılınır. Üç günlük mesafeden az olan seferi mesafe değildir. O halde bu mesafede mahrem şart olmaz.
Sonra mahrem veya koca vucubun (yükümlülüğün) şartı mıdır, yoksa vucubu'l eda'nın şartı mıdır? Ashabımız bu hususta ihtilaf etmiştir.
5) Kadının, kocasının boşamasından dolayı veya ölümünden dolayı iddet bekleyen olmaması. Çünkü Allâh-u Te'âlâ iddet bekleyen kadınların evlerinden çıkmasını şu ayet-i kerimeyle yasaklamıştır.
لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلاَ يَخْرُجْنَ
"Onları (iddet bekleyen kadınları) evlerinden çıkarmayınız ve kendileri de çıkmasınlar" (Talak, 1)
Abdullah İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anh)'den rivayet edilmiştir ki, o, iddet bekleyen kadınları Zi'l Huleyfe'den geriye çevirmiştir.
Abdullah İbn-i Mes'ud (Radıyallâhu Anh)'dan rivayet edilmiştir ki o, iddet bekleyen kadınları cuhfeden geri çevirmiştir. Ayrıca haccı başka bir vakitte eda etmek mümkündür. İddetin bu vakitte yerine getirmesi vacibtir.
Kadın, sefere çıktıktan sonra yokcu iken iddet ona gerekli olursa bakılır; Şayet kocası onu yolda rac'i (dönüşlü) boşamayla boşamışsa, kadın kocasından ayrılmaz (yola devam ederler) çünkü rac-i (dönüşlü) boşama ayrılmayı gerektirmez. (iddet süresi içerisinde koca hanımına "sana döndüm" demekle veya şehvet dokunmakla dönerse, yeni bir nikaha gerek olmaksızın hayatlarını devam ettirirler.) En faziletli olan da bu yolculukta kocanın hanımına dönmesidir. Eğer boşama bain (ayıran) bir boşama ise (yeni bir nikah olmadan karı-kocanın bir araya gelemediği bir boşama olursa) veya yolda kocası öldüğünden dolayı iddet bekleyen olduysa durum şudur:
Şayet kadının evine sefer müddeti olan (takriben 90km'lik) mesafeden daha az bi mesafe varsa, kadın evine döner. Çünkü bu mesafede seferin inşaası olmamıştır. Sanki kadın hala kendi şehrindedir. Şayet Mekke'ye sefer müddetinden az, evine ise sefer müddetinden çok mesafe varsa, Mekke'ye geçer. Çünkü sefer müddetinden az olan mesafede mahreme ihtiyacı yoktur. Eğer her iki tarafta sefer mesafesi yoksa, muhayyerdir. Dilerse Mekke'ye geçer, dilerse eve döner. Eğer her iki taraftan (yani bulunduğu yer ile evi arasında veya Mekke arasında) sefer mesafesi varsa bakılır; bulunduğu yer şehirse, Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'nin görüşüne göre, başka bir mahrem bulunacak olması bile iddeti bitinceye kadar o şehirden çıkması caiz olmaz. Ebû Yûsuf ve İmam-ı Muhammed (Rahimehumellah)'e göre eğer kadın mahrem bulursa şehirden çıkar, bulamazsa ittifakla iddeti bitinceye kadar o şehirde kalır. Bulunduğu yer sahra ise veya köyün bir tafarında ise ve kendi adına ve kendi malı hususunda emniyette değilse, emin olacağı yere kadar gitmesi caizdir. Emin olacağı yere varınca Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'ye göre mahrem bulsun bulmasın oradan çıkmaz. Diğer iki imamımıza göre, mahrem bulursa çıkar. Hastalık ve benzeri bir özür sebebiyle hac kendisine vacib olmayan kişinin malı olursa, başkasını adına hacca göndermesi gerekir. Başkasının onun adına yaptığı hac, bunun farz haccı yerinedir.
Özrü olan kişi zorlana zorlana kendisi hac etse, akıllı ve buluğa ermiş biri ise farz hac yerine olarak ona kifayet eder. Çünkü bu kişi farz ehlidir. Şu kadar var ki hac ona vacip olmamıştı. Çünkü Mekke'ye ancak meşakkatle ulaşabilecekti, bu zorluğu yüklenince haccı farz yerine vaki oldu. Tıpkı fakir haccettiği zamandaki gibi. Ayrıca bu kişi Mekke'ye ulaştığı zaman Mekke ehli gibi olmuş olur. Öyle ise ona hac lazım gelir. Köle, çocuk ve deli bu kişiye aykırıdır. Çünkü çocuk ile köle farz hacca ehil değildirler. Deli ise asla ibadete ehil değildir. Dolayısıyla bunların yaptıkları hac, farz haccın yerini tutmaz, nafile hac olur.
HACCIN SIHHATININ ŞARTLARI (YANİ HACCIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI )
1) İslam
Bu haccın vucub (yükümlülük) şartı olduğu gibi sıhhat (geçerlilik) şartıdır da. O halde bi gayr-ı müslim hac yapacak olsa geçerli olmaz.
2) Özel mekan
Hacda özel mekan Arafat ve Kâbe'dir. Bir kimse Arafatta vakfe veya ziyaret tavafını yapmadıkça sahih bir hac yapmış olmaz.
3) Özel vakit
Yani Arafatta vakfe ile ziyaret tavafının vakti. Arafatta vakfenin vakti, Arefe gününün zeval vaktinden itibaren (yani öğle namazının vaktinin girmesinden itibaren) kurban bayramının fecrinin doğmasına kadar devam eder.
Ziyaret tavafının vakti ömrün sonuna kadardır. Vacib olan vakti ise, bayram günleridir. Bunlar hakkında genel tafsilat gelecektir.
4) Hac niyetiyle ihrama girmektir.
İhram hakkında tafsilat gelecektir.
MİKATLAR
Mikat lugatta "sınır" anlamındadır. Şer'i ıstılahta, "ihrama girme yeri" anlamındadır. İbn-i Abidin, mikat "sınırlanmış vakit" manasındadır. Sonra "ihrama girme yeri" manasına istiare edilmiştir demiştir.
İnsanların farklı yerlerde olması sebebiyle mikat (ihrama girme yeri) de farklılaşır.
Mikatlar hakkında insanlar üç kısımdır.
1) Afaki (ehl-i afak)
Bunlar evleri belirlenen mikatların dışında olan kimselerdir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bunlardan hac ve umre yapacak olanlar için söz konusu olan mikatları belirlemiş ve bu mikatları beş yer olarak tesbit etmiştir. İbn-i Abbas şöyle der:
اَنَّهُ ص وَقَّتَ ِلأَهْلِ الْمَدِينَةِ ذَا الْحُلَيْفَةِ وَلِأَهْلِ الشَّامِ الْجُحْفَةَ وَلِأَهْلِ نَجْدٍ قَرْنَ الْمَنَازِلِ وَلِأَهْلِ الْيَمَنِ يَلَمْلَمَ وَقَالَ فَهُنَّ لَهُنَّ وَلِمَنْ اَتَى عَلَيْهِنَّ مِنْ غَيْرِ اَهْلِهِنَّ لِمَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ فَمَنْ كَانَ دُونَهُنَّ فَمَهَلُّهُ مِنْ اَهْلِهِ وَكَذَلِكَ حَتَّى اَهْلُ مَكَّةَ يُهِلُّونَ مِنْهَا
"Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Medine'liler için Zulhuleyfeyi, Şamlılar için Cuhfe'yi Neadliler için Karnu'l-menazil'i, Yemenliler Yelemlem'i, mikat olarak belirlemiş ve buralar, oralarda oturan veya oraya uğrayarak geçenlerden hac ve umre yapmak isteyenler için mikattır. Bunlarda daha yakın olanların mikatları ise oturdukları yerlerdir. Aynı şekilde: Mekke'liler de Mekke'den telbiye getirirler buyurmustur. (Buhari, Müslim)
Bu hadis-i şerifte dört mikat (ihrama girme yeri) beyan edilmiştir. Irak'lıların ve doğu bölgelerinden gelenlerin mikatı "zat-i ırk"tır. Bu hususta Sahih-i Müslim'de yer alan Cabir (Radıyallâhu Anh)'a ait şu merfu hadisi vardır:
وَمَهَلُّ اَهْلِ الْعِرَاقِ مِنْ ذَاتِ عِرْقٍ
"Iraklıların telbiye getiricekleri yer (yani mikatları) zat-ı ırk'dır."
2) Ehl-i Hill
Bunlar, evleri beş mikat (ihrama girme yeri) in içinde Harem'in dışında olanlardır. Beni Amir bahçelerinde oturanlar gibi.
3) Ehl-i Harem
Bunlar Mekke'de ikamet edenlerdir.
Afaki'lerin mikatları birinci kısımda ifade ettiğimiz beş yerdir. Bunları Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) tayin etmiştir. Afaki'lerden hiç kimse için, hac veya umre'yi murad ettikleri zaman mikatını ihramsız geçmek caiz olmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz'in beş yeri tayin etmesi ya ihrama o yerlerden önce girmeyi menetmek ya da ihrama o yerlerden sonra girmeyi menetmek içindir. Birincisi murat değildir. Çünkü mikatlardan önce ihrama girmenin caiz olduğunda icma etmişiz. O halde ikincisi taayyün etmiş olur. O da ihrama girmeyi mikattan sonraya bırakmayı menetmektedir. İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan rivayet edilmiştir ki, bir adam ona şöyle bir soru sordu: Ben mikattan sonra ihrama girdim. İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh) ona şöyle dedi: Mikatta dön ve telbiye getir. Yoksa senin haccın yoktur. Çünkü Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'ın şöyle dediğini işittim: Mikatı hiç kimse ihramsız olarak geçemez.
Aynı şekilde bir kimse Mekke'ye girmeyi kasdederek mikatı geçse, ihrama girmeden geçmesi caiz olmaz. Bu kimse Mekke'ye girmesiyle ister hac veye umre yapmayı kasdetsin isterse ticaret yapmayı veya başka bir ihtiyacı kasdetsin farketmez.
İmam-ı Şafiî (Rahimehullâh) şöyle demiştir: Eğer Mekke'ye hac veya umre için girecekse, mikattan ihrama girmesi vaciptir. Eğer bir ihtiyaç için girecekse ihramsız girmesi caizdir. Çünkü Mekke'de ihramsız olarak oturmak caizdir. Öyle ise ihramsız girmek evladır. Çünkü ihtiyaç için Mekke'ye girmek, Mekke'de ikamet etmekten daha aşağı bir durumdur.
Bizim delilimiz şudur: Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
اَلاَ اِنَّ مَكَّةَ حَرَامٌ مُنْذُ خَلَقَهَا اللّٰهُ تَعَالَى لَمْ تَحِلَّ لِاَحَدٍ قَبْلِى وَلاَ تَحِلُّ لِاَحَدٍ بَعْدِى وَاِنَّمَا اُحِلَّتْ لِى سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ ثُمَّ عَادَتْ حَرَامًا اِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ
"Dikkat ediniz. Allâh-u Te'âlâ yarattığından beri Mekke haramdır. Benden önce hiç kimseye helal olmadı. Benden sonra da hiç kimseye helal olmayacak. Ancak gündüzden bir an bana helal kılındı. Sonra kıyamete kadar haram olmaya avdet etti "(döndü) (Bedayi)
Bu hadis-i şerif savunduğumuz şeye üç yönden delil olur.
a) Dikkat ediniz Mekke haramdır.
b) Benden sonra kimseye helal olmaz.
c) Sonra kıyamete kadar haram olmaya döndü.
Bu sözlerin herbiri, hengi maksatla olursa olsun afaki bir kimse Mekke'ye girmek için, beş mikattan herhangi birine uğrarsa ihrama girmesinin gerekli olduğunu ifade etmektedir.
İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
لاَ يَحِلُّ دُخُولُ مَكَّةَ بِغَيْرِ اِحْرَامٍ
"İhramsız Mekke'ye girmek helal olmaz." (Bedayi)
Çünkü bu şehir şerefli bir şehirdir. Allâh-u Te'âlâ katında mertebesi ve hatırı vardır. Oraya girmek, diğer şehirler üzerine şerefli olduğunu göstermek için bir ibedet üstlenmeyi gerektirir.
Mikatlara gelmeden önce mihrama girmek daha faziletlidir. İmam-ı Azam (Rahimehullâh)'dan rivayet edilmiştir ki: Eğer kişi ihramın yasaklarına uyma hususunda nefsine engel olabiliyorsa, mikatlardan önce ihrama girmek daha faziletlidir. Çünkü Allâh-u Te'âlâ şöyle buyurur:
وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِ
"Haccı ve umreyi Allâh (Celle Celâluhû) için tamamlayın." (Bakara 196)
Hz. Ali (Radıyallâhu Anh) ve İbn-i Mes'ut (Radıyallâhu Anh)'dan rivayet edilmiştir ki, onlar şöyle demiştir:
"Hac ve umreyi tamamlamak, kendi beldesinden ihrama girmesiyledir. "
Umm-i Seleme (Radıyallâhu Anha)'den rivayet edilmiştir ki, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
مَنْ اَحْرَمَ مِنَ الْمَسْجِدِ اْلاَقْصَى اِلَى الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ بِحَجٍّ اَوْ عُمْرَةٍ غَفَرَ اللّٰهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَاَخَّرَ وَوَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ
"Her kim mescid-i aksa'dan mescid-i haram'a kadar hac veya umre ihramına girmiş bulunursa, geçmiş ve gelecek günahları affa uğrar ve cennet ona vacip olur." (Ebu Davut)
Bu, mikatlardan Mekke'ye girmeyi kasdettiği zaman böyledir. Yani mikatlardan ihrama girmeden geçmez. Pek de gidilmeyen bir yoldan Mekke'ye girmeyi kasdederse, bu mikatlardan birini hizalayan bir yere geldiği zaman ihrama girer. Çünkü bir yer mikatlardan bir yeri hizaladığı zaman, Mekke'ye yakınlıkta hizaladığı yerin hükmünde olur. Yani onun için mikat orası olur ve oradan ihrama girer. Şayet denizde olsa ve denizden denizin kara olarak kabul edilmesi halinde oradan ancak ihrama girerek geçebileceği bir yerde ise, ihrama girer.
Bir kimse mikat ehlinden olmadığı halde bu mikatlardan birinde bulunsa ve hac, umre veya Mekke'ye girmeyi kasdedse, bu kişinin hükmü orada bulunan mikat ehlinin hükmüdür. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
هُنَّ لِأَهْلِهِنَّ وَلِمَنْ مَرَّ بِهِنَّ مِنْ غَيْرِ اَهْلِهِ مِمَّنْ اَرَادَ الْحَجَّ اَوِ الْعُمْرَةَ
"Mikatlar ehli için ve hac veya umreye murad edenlerden ehli olmayanlar içindir" (Bedayi)
Ayrıca mikat ehli olmayan mikata uğradığı zaman oranın ehlinden sayılır. Mikatı geçme hususunda bu kişinin hükmü oranın ehli olanın hükmü olur.
Bu mikatlardan bir mikatı ihramsız geçip başka mikata giderse, caizdir. Çünkü varmış olduğu mikat onun için mikat olmuştur. Şu kadar var ki müstehap olan, birinci mikattan ihrama girmektir.
İmam-ı Azam (Rahimehullâh)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Medine halkından olmayan Medine'ye uğrayıp Cuhfe'ye geçerse bunda bir beis yoktur. Fakat onların Zulhuleyfe (Medinelilerin mikatıdır)'den ihrama girmeleri bana daha güzel gelmektedir. Çünkü onlar birinci mikatta bulundukları zaman oranın saygınlığını korumuları gerekirdi. Yani oradan ihrama girmeliydiler. İhrama ordan girmez de Cuhfe'den girerlerse mekruh olur.
Hac veya umre yapmak isteyen bir kimse beş mikat yerinden birini ihrama girmeden geçerse sonra geriye, mikata döner ve ihrama girerek oradan Mekke'ye yola çıkarsa icma ile ceza kurbanı kesmesi gerekmez. Çünkü ihrama girmeden mikatı geçip sonra ihrama girmeden geri dönünce ve mikattan ihrama girince önceki ihramsız geçişi yok hükmünde olmuştur.
Şayet mikatı geçtikten sonra ihrama girse sonra hac fiillerinden herhangi bir şey yapmadan önce mikata geri dönse ve telbiye getirse kurban cezası ondan düşer. Telbiye getirmezse kurban cezası düşmez. Bu Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)'nin görüşüdür. Çünkü geride İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh)'dan, mikattan sonra ihrama girene şöyle dediğini rivayet etmiştik: Mikata geri dön ve telbiye getir. Yoksa senin için hac yoktur. İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anh) mikattan telbiyeyi gerekli kıldı. O halde telbiyeye itibar etmek lazımdır. Ayrıca mikatı ihrama girmeden geçen için kaçan telbiyedir. Bu kaçanı telafi etmek ancak telbiye getirmekle olur. Ehlinin bulunduğu yerden ihrama girmek buna aykırıdır. Yani bu afaki (örneğin Türkiye'den ihrama giren kişi) mikata geldiği zaman yeniden ihrama girmeden orayı geçerse bir şey gerekmez. Çünkü ehlinin bulunduğu yerden ihrama girince orası onun için mikat olmuştur ve orada telbiyede getirmiştir. O halde malum mikatlara gelince tekrar telbiye getirmesi lazım gelmez. Ehlinin bulunduğu yerden ihrama girmediği zaman, onun mikatı malum olan beş mikattan biri olur ve oradan geçerken telbiye getirmesi gerekir. Ebû Yûsuf ve İmam-ı Muhammed (Rahimehumellâh) mikata geri döndüğümde telbiye getirsin veya getirmesin kurban cezası düşer demişlerdir. Çünkü mikatın hakkı orayı ihramlı olarak geçmektir, ihramı oradan inşaa etmek değildir. Buna da şu delildir: Bir kimse ehlinin bulunduğu yerden (örneğin Türkiye'den) ihrama girse sonra mikattan birini telbiye getirmeden geçse üzerine hiçbir şey gerekmez. Bu delalet ediyor ki, mikatı geçmede mikatın hakkı orayı ihramlı olarak geçmektir. Yoksa ihramı oradan inşaa etmek değildir. Mikatı ihramsız geçtikten sonra oraya dönüp ihramlı olarak orayı geçerse, orayı ihramlı olarak geçmiş olur ve ona hiçbir ceza lazım gelmez.
İmam-ı Züfer mikata geri döndüğünde telbiye getirsin veya getirmesin ceza kurbanı düşmez. Çünkü bu kişiye ceza mikatı ihrama girmeden geçmesi sebebiyle lazım gelmişti. Yani mikata karşı işlediği bu cinayetten dolayı lazım geldi. Dönmesiyle bu durum ortadan kalkmaz. Öyle ise ceza düşmez. İmam-ı Züfer (Rahimehullâh)'in bu dediği doğrudur. Fakat hac fiillerine girişmeden önce geri dönünce, mikata karşı cinayet işlemememiştir. Belki o anda hakkını terketmiştir. O halde bunun telafi edilmesi gerekir. Bu kişi geri dönüp telbiye getirince terkettiğini telafi etmiş oldu.
Bir kimse mikatı ihrama girmeden geçse, geçtikten sonra ihrama girse ve geri dönmese (yani mikata dönmese) öyle ki tavaftan bir veya iki şavt (tur) yapsa veya Arafat'ta vakfe yapsa, sonra mikata dönse ceza kurbanı üzerinden düşmez çünkü mikattan sonra girdiği ihram hac fiillerine bitişince ceza kurbanı aleyhine pekişmiştir. Artık mikata dönmekle bu ceza kurbanı düşmez.
Mikatı ihrama girmeden geçen kişi hac fiillerine başlamadan önce ihramsız geçtiği mikata değil de başka bir mikata geri dönerse, ceza kurbanı ondan düşer. İhramsız geçtiği mikata veya başka bir mikata geri dönmesi eşittir.
İmam-ı Ebû Yûsuf bu hususta tafsilat vermiştir. Şöyle ki: Geri döndüğü mikat ihramsız olarak geçtiği mikatı hizalıyorsa veya Harem'den daha uzaktaysa ceza kurbanı ondan düşer. Yoksa düşmez. Sahih olan görüş birinci görüştür. Çünkü bu beş mikattan her biri ehli ve ehli olmayanlar için mutlak mikattır. Biri diğerini hizalasın veya hizalamasın farketmez.
Mikatı ihrama girmeden geçen bir kişi mimaka geri dönmese fakat umra tarafından önce (eğer umre için ihrama girmişse) hanımıyla ilişkide bulunarak veya Arafatta vakfe yapmadan önce (eğer hac ihramına girmişse) hanımıyla ilişkide bulunarak ihramını bozsa, ceza kurbanı ondan düşer. Çünkü bu kişinin üzerine kaza vaciptir. Cezaların tamamı kaza ile telafi edilmiş olur. Tıpkı namazında bir kimse şehvetse ve sehiv secdesi yapmadan namazını bozsa ve bu namazı kaza etse, sehiv secdesi yapması gerekmez.
Aynı şekilde bir kimse mikatı ihrama getirmeden geçse ve geri dönmese fakat haccı kaçırsa, bu kimse umre ile ihramdan çıkar, haccı da gelen sene kaza eder. Ceza kurbanı da üzerinden düşer. Bu, İmam-ı Azam, Ebû Yûsuf ve Muhammed (Rahimehumullah)'in görüşüdür.
Bir kimse Mekke'ye veya Harem'e girmeyi kasdederek ihrama girmeden mikata geçerse, ya hac veya umra yapması gerekir. Çünkü Mekke'ye veya Harem'e girme kastıyla mikatı, ihrama girmeden geçmek, haram olunca, bu geçiş delaletten ihramı üstlenmek oldu. Sanki bu kişi şöyle dedi: "Allâh için üzerime ihram olsun" Şayet bir kimse bu sözü söylerse ona hac veya umra gerekir. Öyle ise ihramı üstlenmeye delalet eden fiili yaptığı zamanda da hüküm böyledir. Tıpkı bir kimse nafile bir namaza başlasa sonra onu bozsa, iki rekat kaza etmesi gerekir. Nitekim bir kimse "Allâh (Celle Celâluhû) için iki rekat namaz kılmak üzerime olsun" diyenin iki rekat namaz kılması lazım galdiği gibi.
Afaki (örneğin Türkiye'den bir kişi) Mekke veya Harem'e girmeyi kasdetmez, sadece hill bölgesindeki herhangi bir yere ihtiyaç için girmeyi kasdederse ve ihrama girmeden mikattan geçerse üzerine hiçbir ceza almaz. Çünkü mikatı ihrama girmeden geçene hac veya umrenin lazım gelmesi Mekke'ye ta'zim etmek için mikatın saygınlığından dolayı ve Mekke'yi şeref, fazilette diğer şehirlerden ayırmak için idi. Bu yüzden mikatı ihrama girmeden geçse de ihramı üstlenmiş oluyordu. Nihayet hac veya umre yapması gerekli kılınmıştı. Şimdiki meselemizde ise, afaki mikattan geçerken Kâbe'yi murad etmeyince ihramı üstlenen olmadı. O halde imkansız geçti diye ona birşey lazım gelmez.
Eğer Afaki hill bölgesinden herhangi bir yerde (oranın halkından olmaksızın sadece ) bulunsa sonra bir ihtiyaç için ihrama girmeden Mekke'ye girse, bu onun için caizdir. Çünkü bu Afaki hill bölgesinden herhangi bir yere vasıl olup orada bulunmasıyla (orada ikamet müddeti olan on beş gün kalsın veya kalmasın) o bölgenin fertlerinden bir fert oldu. Hill bölgesinin herhangi bir yerinde olan kişinin bir ihtiyaç için Mekke'ye ihramsız olarak girmesi caizdir. Afaki bir kimsenin ihrama girmeyi üzerinden düşürmesi için bir çaredir bu.
Ebû Yûsuf (Rahimehullâh)'dan rivayet edilmiştir ki, bu afaki hill bölgesinin herhangi bir yerinde onbeş gün ikamet etmeye niyet etmedikçe mikatı ihrama girmeden geçip hill bölgesinde biraz bulunup sonra Mekke'ye ihramsız olarak girmesi caiz olmaz. Çünkü hill bölgesinde biraz eğlendiği vatan hükmünü almaz. Ancak ikamet müddetine niyetle vatan hükmünü alır. İkametin en az müddeti de onbeş gündür.
Beyan ettiğimiz beş mikat denilen yerlerle Harem bölgesi arasında kalan bölgedir. Buraya kadar anlattıklarımız afaki olanlarla ilgili meselelerdir.
HİLL BÖLGESİ HALKININ MİKATI
Hill bölgesinde oturanların hac veya umre için mikatı, oturdukları evleri veya evleriyle Harem arasında herhangi bir yerdedir.
Kısacası hac veya umre yapanlar için üç bölge söz kunusudur.
1) Harem ve hill bölgesi dışında kalan bölge.
Bu bölgelerde bulunan insanlara "afaki" denir. Yukarıda beyan ettiğimiz gibi onların mikat mahalli Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'in beyan buyurdukları beş yerdir.
2) Hill bölgesi
Beyan ettiğimiz beş mikat mahalli ile Harem bölgesi arasında kalan bölgedir. Onların mikatı oturdukları evleri veya evleriyle Harem arasındaki herhangi bir yerdir.
3) Harem bölgesi ki, Mekke'nin kendisidir.
Bu bölgede oturanların mikatını birazdan beyan edeceğiz.
Oturdukları evlerle Harem arasında olan hill bölgesi tek parça hükmündedir. Bu nedenle bu bölgede oturan bir kimse bu mekanın son sınırına kadar herhangi bir noktada ihrama girebilir. Nitekim Afaki'nin ihrama girmeside oturduğu ev ile beş mikat mahallinden herhangi biri arasında kalan herhangi bir nokta idi.
Hill bölgesinden bir kimse hac veya umre yapmayı kasdedip mikat mahallini ihrama girmeden geçer ve Hareme girerse ceza olarak kurban kesmesi gerekir. İhrama girmeden önce veya ihrama girdikten sonra mikat mahalline geri dönerse mikat mahallini ihrama girmeden geçen hakkında zikrettiğimiz tafsilat burada aynen geçerlidir.
Aynı şekilde Afaki hill bölgesinde bulunduğu zaman veya Mekke'li hill bölgesine çıktığı zaman oradan umre veya hac yapmak isterlerse onlar için mikat mahalli hill bölgesinde bulunanın mikat mahallidir. Yani hill bölgesinde bulundukları yer ile Harem arasındaki herhangi bir yer onların mikat mahalli sayılır.
Aynı şekilde hill bölgesinde veya Mekke'de bulunan bir kimse afak'a çıkarsa yani beş mikat mahallinin dışına çıkarsa sonra hac veya umre yapmak isterse, onun mikat mahalli afaki'nin mikat mahallidir. Yani afaki için zikretmiş olduğumuz beş mikat mahallinin birinden ihrama girer. İhrama girmeden mikat mahallini geçmesi caiz olmaz.
HAREM BÖLGESİNDE OTURANLARIN MİKATI
Harem bölgesinde oturanların mikatı hac için Haremdir. Umre için ise hill bölgesidir. Mekkeli olan hac için evinden veya Harem bölgesinin herhangi bir yerinden ihrama girer. Umre için ise hill bölgesinden ihrama girer. Burası Ten'im veya hill bölgesinden herhangi bir yerdir. Rivayet edilmiştir ki, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ashabına hac ihramını umre fiiliyle bozmalarını emredince, onlara terviye günü mescid'den ihrama girmelerini emretmiştir. Hac ihramını umre fiiliyle bozmak daha sonra neshedilmiş ise de mescid'den ihrama girmek neshedilmemiştir. Harem bölgesinde olanın mescid'den ihrama girmesi evladır. Harem bölgesinin herhangi bir yerinden de ihrama girebilir. İhrama girmek bir ibadettir, ibadetin mescid'de yapılması tabii ki evladır. Harem bölgesinde bulunanın delili şudur: Rivayet edilmiştir ki Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Mekke'den ayrılmayı (ifaza) murad edince Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha)'nın yanına girdi. Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha) ağlıyordu. Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha) Peygamber Efendimize şöyle dedi: Hanımlarından her biri iki nüsük (hac-umre) ile dönecek, ben ise bir nüsük (hac) ile döneceğim. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha)'nin kardeşi Abdurrahman b. Ebu Bekir (Radıyallâhu Anh)'e, Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha) ile ten'im (hill bölgesinde bir yer)'den umre yapmasını emretti. Ayrıca ihram fiillerinde hill ve Harem'in cemedilmesi ihramın halindedir. Şayet haram bölgesinden olan umre için ihrama Harem'den gelecek olursa, umra fiilleri de Mekke'de olduğuna göre fiillerinde hill ve Harem cemedilmiş olur.
Harem blgesinde bulunanın umre için ihrama Ten'im'den girmesi en faziletli olandır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Ten'im'den ihrama girmiştir. Ashabı da aynı şekilde yapmıştır.
Harem ehlinden olmayıp Harem'de bulunanlar da onlar gibi hac için Harem'den, umre için Ten'im'den veya hill bölgesinin herhangi bir yerinden ihrama girerler. Çünkü Harem'de bulunmakla oranın halkından sayılırlar.
Harem bölgesinde bir kimse mikatını terkederse, "şöyle ki: Hac için hill bölgesinden, umre için Harem bölgesinden ihrama girse" ceza olarak kurban kesmesi vacip olur. Ancak mikat yerine dönüp telbiyeyi yenilerse ceza kurbanı düşer.
Harem bölgesinde bulunan bir kimse hill bölgesine çıkar sonra Mekke'ye dönmek isterse, ihrama girmeden dönmesi caizdir. Çünkü Harem bölgesinde bulunanlar hill bölgesine çeşitli ihtiyaçlar için çıkarlar ve Mekke'ye dönerler, şayet ihrama girmeyi onlara gerekli kılarsak bunda zorluk olur. Dinimizde ise zorluk yoktur.
(Bedayi el-Sanayi cilt 2 hac bahsi)
(İbn-i Abidin cilt 2 hac bahsi)
(Merakı'l Felah hac bahsi)
(Fethu'l Kadir cilt 2 hac bahsi)
(Fıkhu'l İslami ve edilletuhu cilt 2 hac bahsi )
İHRAM
İhram lugatta "tazim edilmesi gereken zamana veya mekana girmek, onlara saygı duymak anlamına geldiği gibi, "haram etmek, kendini mahrum bırakmak" anlamına da gelir"
Şer'i ıstılahta: Hac veya umre ibadetlerine, amellerine girmeye niyet etmektir. Ya da belirli yasaklara girmek, bu yasakları kabullenmek demektir. Zira normal zamanda helal olan bazı fiiller ihramlıya yasak hale gelirler. Kılık kıyafet cinsel hayat ve av hayvanlarıyla ilgili bu yasakların ihlali yasağın çeşitine ve ihlal biçimine göre değişen cezaları gerektirir. Bu cezalar kurban kesmek, sadaka vermek, oruç tutmaktır.
